14 Mayıs 2013 Salı

Doğum günün kutlu olsun aşkım !!!



Sene 1993, ben daha 17 yaşımdayım; sende 19 yaşındasın. Yani daha çocuktuk tanıştığımızda; hayata seninle başladım, gönlüm seninle açıldı; beraber öğrendik, beraber büyüdük ve halende büyümeye/öğrenmeye devam ediyoruz. Aradan 20 yıl geçti. Bu hayata neler sığdırdık neler: beraber ağladık, beraber güldük, sırt sırta verdik, bazen de ayrı yollara düştük. Hepsinden önemlisi de dünya güzeli bir kız çocuğu getirdik bu dünyaya, kendi kanımızdan, canımızdan. Doğum günün kutlu olsun kocacığım; iyi ki doğmuşsun ki seninle bir hayat paylaşma şansına sahip olmuşum. Daha nice birlikte yeni yaşlarımıza....


9 Mayıs 2013 Perşembe

Okuma bayramımız



Hangi okula gidecek, 1.sınıf mı okuyacak derken okula başladı, nerdeyse okul bitti; şimdide okuma bayramı oldu. Zaman o kadar hızlı geçiyor ki bazen kendimi film şeridinde ilerliyormuş gibi hissediyorum.
Okuma bayramında sunucu olacağını öğrenince çok sevinmişti. Ben ise unutur mu, heyecanlanır mı diye endişelenmiştim. O sahnedeyken bende onun söyleyeceği konuşmayı, şarkı sözlerini içimden söylüyordum. Hatta kendimi o kadar kaptırmışım ki sunarken tek bir fotoğraf bile çekmeyi akıl edememişim.









Kızım benim çok güzel sundu; çizmeli kedi kostumü çok yakışmıştı, bana göre her şeyi çok güzel yaptı. Hele Kayahan’ın “Annem” şarkısıyla geçen fotoğraf gösterisi vardı ki zırıl zırıl ağlamak istedim.

Sonunda şunu anladım. İyisiyle kötüsüyle ne yaparsa yapsın ben onu her haliyle beğeniyorum. Benim gözümde en güzeli oymuş gibi geliyor. Önemli tek bir soru var benim için: Mutlu mu? Evet mutlu olduğu sürece bende mutluyum.
Tebrikler akıllı kızım, umarım devam eden yıllar boyu başarıların devam eder, bende seninle hep böyle gurur duyarım.


21 Mart 2013 Perşembe

Ahhh ödevler ahh!!!


1. sınıfta çocuk okutmak değil de o ödevleri yaptırmak ne kadar zormuş, hele de benim gibi hemencecik parlayan, sabrı az insan için daha da zormuş…Naz sabahtan akşama kadar okulda. Çocuk 17.00 gibi geliyor eve; sonra ben geliyorum 17:30. Ben gelesiye kadar üst değiştirme, elini yüzünü yıkama derken kapıdan ben giriyorum. Bana söylediği ilk cümle “Çok açım anne” . Üstümdeki iş kıyafetlerini değiştirmeden (en sevdiğim şey eve gelince rahat rahat giyinmektir) hemen yemek yediriyorum (kendi yiyor, ama bende hepsinden yeterince yiyor mu diye başında bekliyorum); sonra vakit kaybetmeden ödevlere geçmemiz gerekiyor. Ödev yaptırmakta en zorlandığım kısım; o masaya oturtmak, hadi oturduk diyelim, onun sürekliliğini sağlamak. Sıkılıp bırakmak ister, dikkati dağılır, okuduğunu anlamaz, anlatırsınız cevap vermez, 1 olur, 2 olur hadi kızım, hadi canım az kaldı, bitirince sana çıkartma vereceğim, ama hala oflamalar devam edince; işte benimde dellendiğim nokta da bu kısım oluyor. O yüzden eve gitmeden önce papatya çayı içip sakinleşmeye çalışıyorum. Bazen çok kötü sesli çıkışlar yapabiliyorum, çok değil 5 dakika sonra içimdeki pişmanlık beni daha da mahvediyor. Çocuklarda o kadar haklı ki, bütün gün okuldalar; evde bari ders yapmasınlar diye düşünüyorum ama gerçek maalesef öyle değil. Resmen zamanla yarışıyoruz. Zaten 20.30 gibi uyuduğu için ödevleri bittiğinde 45 dakika zaman kalıyor. Çocuk bu zamanda meyve mi yiyecek, hastalanmasın diye yaptığımız vitamin yüklü meyve suları mı içecek, peki pekmez, balık yağı, kuruyemiş ne olacak? Tv mi seyredecek? Oyun mu oynayacak? Yatmaya mı hazırlanacak? Hepsinden yapmaya çalışmaktan yorulur duruma geliyorsunuz. Naz hep soruyor “Anne neden hep böyle acelecisin?”
Uyuyunca koşuşturma bitmiyor; beslenmesini hazırla (hergün farklı bir şey düşünmek kısmı zor), kıyafetlerini hazırla; sonra kendin için aynısını yap. Sabahta farklı değil; ilk başta kalkıp kendim giyiniyorum, makyajımı yapıyorum, her şeyimi hazırlayıp kapıya koyuyorum, sonra Naz’ı uyandırmaya çalış, giydir, saçlarını o gün hangi model istediyse onu yap, sonra babanın yaptığı kahvaltıyı beğenmiyorum diye kahvaltısını hazırla; sonra koştura koştura 06.40 da servise yetişmeye çalış. (Acele etmezsem nasıl yetişebilirim ki?) Hafta içi hergün bu tempo devam ediyor. 1 gün dışarı çıksanız olmaz, sonra nasıl yetişecek diye stres daha da kötü. O yüzden biz hafta içleri ne misafir alıyoruz ne de dışarı çıkıyoruz. Beni en çok yoran bu koşuşturmacalar değil de ödevin verdiği duygusal yük, bu kısım beni hergün yaşlandırıyor. Şimdi diyeceksiniz ki niye etüde vermiyorsun. Onuda düşündüm, vicdanım elvermedi, çocuk zaten eve geç geliyor, sonra bide etüd e gitse kaçta evde olur, zaten küçücük çocuk, yeni okula başladı, daha da yormayayım diye düşündüm. Ayrıca ödev yaptırırken eksikliklerini, anlamadıklarını, ne öğrendiklerini takip edebiliyorum. Her şeyi kontrol etme, eksiklikleri tespit etme gibi manyak bir özelliğim olduğu için bu yıl böyle devam edecek. Ama seneye bende uyum sağlayacağım inşallah, belki de artık etüde veririm, kimbilir… (Birde etrafımda büyük çocukları olanlar var ki; “bunlar daha ne ki, büyüdükçe problemlerde büyüyor” demezler mi?, tamam kardeşim daha o zamana gelmedik, ben şimdikini kaldırmaya çalışıyorum, neden içimi karartıyorsunuz, her şey geçecek merak etme demiyorsunuz bunu anlamıyorum!! Ama bende çocuğum büyüdükçe küçük çocuklulara bunları mı söyleyeceğim acaba???) 
Düşünüyorum bütün okul hayatım boyunca kendi ödevlerimi kendim yaptım, kimse bana yap demedi, ödevlerimi öğrenmedi. Ben eksik eğitim mi aldım hayır, hatta çok başarılı bir öğrenciydim. Annem ile babamın bana karşı ilgisiz olduğunu da hiç düşünmedim. Peki annemin babamın yapabildiklerini neden biz anne-baba olarak yapamıyoruz onu anlamıyorum. Bir yerde yanlış var ama o da heralde benim kafamın içinde.
Bu ara her şeyi sorgular oldum, galiba benim iyi bir dinlenmeye ihtiyacım var, çok yorgun buldum kendimi ..)

8 Mart 2013 Cuma

İlk diş dolgumuz


Eylül ayında Naz’ın ilk defa dişim ağrıyor demesiyle dişçi maceramız başlamıştı. Kendi gittiğim yerin çocuk kısmına götürdüm. Ama doktorlardan çok korkan Naz sadece film çektirmeye izin vermişti. Film sonucu 5 çürüğümüz olduğu ve Naz çok korktuğu için uyutularak (endoskopi’deki gibi) dolguların yapılabilineceğini ve bununda hastanede olması gerektiğini söylediler. Ben bir umut başka bir dişçiye daha gittim, yine aynı şeyler, sonra hastaneye gittik, yine aynı şeyleri söyleyince, bu uyutma olayından da korktuğumuz için beklemeye başladık. (Artık dişlerin kendiliğinden iyileşmeye başlamasını mı, Naz’ın biraz daha korkusunun geçmesini mi bekledik bilmiyom)
Bu arada ben ve babamızın dişçi macerası başlayınca evde sürekli bu konu konuşulur oldu. Naz’ın çürüklerinden bir tanesi büyüdü ve bizim göreceğimiz büyüklüğe vardı. Böyle olunca artık bir daha yine götürelim, artık yaptırmazsa mecbur hastanede yaptırırız diye internetten çocukları götürebileceğimiz dişçileri aramaya başladık. Dün akşam seçtiğimiz bir dişçiye götürdük. Gitmeden öncede eğer dolgu yapmalarına izin verirsen istediğin Winx bebeğini alırım diye de rüşvet vermeyi ihmal etmedim. Artık dişçi ablamızın çok sevecen olması, her şeyi birlikte yapmaları, ilk başta yapacağı şeyi elinde göstermesi, “sende bana yardım et, bu hortumu tut” demesi  ve “sen doktor olacaksın herhalde çok yeteneklisin” diye gaza getirmesinin verdiği sonuçla mı bilmiyorum, biraz zorlansada 2 dolgu yaptırdı. Okulda arkadaşlarına göstermesi için bir de kahramanlık belgesi alınca, bizimki öyle gururlandı ki, ben çok cesurum diye ortalıkta dolaştı. Tabii hemen çıkınca “Anne söz vermiştin, şimdi bebeği almaya gidiyoruz, verilen söz tutulmak zorundadır” diyerek istediği bebeği almaya götürmeyi unutmadı. Sabah kalktığında ağzındaki siyahlık yerine beyazlığı görünce kendi de çok mutlu oldu, diş sakızım (yani dolgu) şimdi diş mi oldu diye de epey şaşırdı.
Aşı ve diş maceramızla gördüm ki Naz artık gerçekten büyümüş, artık benimde buna şaşırmamam ve alışmam lazım. 

5 Mart 2013 Salı

Doğum günü partimiz



Doğum günü partimiz oldu, bitti. Bizim içinde sanki başkasının doğum gününe gidiyormuşuz gibi oldu. Süslendik, püslendik gittik. Daha önceki senelerde hem kreşte kutlama hemde evde yapıyorduk. Hatta Naz geçen yılki doğumgününü artık hatırladığından kreşte pasta kesildiğinde 5 yaş, evdeki pastada 6 yaş olduğunu , dolayısıyla bu sene 7 yaşta olduğunu söyleyip durdu. Neyseki bu sene 2 kutlama yapmadık. Ya da 8 yaş oluverecektik.
Kuaföre gittik, saçlarını maşa ile sardırdık, bi de üstüne oje, allık, ruj sürünce, öyle keyiflendi ki anlatamam.
Mekanımız Düşler Adasıydı. Parti evinin sahibi çok ilgili, ihtiyacınıza göre yönlendirici, çocuklardan anlayan birisi. Bizim burayı seçme nedenlerimize gelince;
1-    Kızımızın beğenip burada olmasını istemesi
2-    Temiz olması
3-    Fiyatının diğer yerlerle karşılaştırdığımızda daha uygun olması
4-  Yiyeceklerinin çok lezzetli olması, çeşit alternatiflerinin fazla olması
5-  Çocuklar ve büyükler için ayrı ayrı geniş alan bulunması (Çocuklar alt katta, oyun alanı var, gürültü yok)


Benim tek beğenmediğim Naz’ın yüzüne yapılan maskeydi. Tüm güzelliğini götürmüştü. Halbuki çok özenilmiş ama keşke hiç yapılmasaymış. Çünkü pasta kesilirken hep fotoğrafları maskeliydi.
Çocuklar çok eğlendiler, bizimki partinin doğum günü prensesi olmasından dolayı çok mutluydu.

Biricik kızım 1 yaş daha büyüdü ve hayatımız onunla çok daha güzel …

28 Şubat 2013 Perşembe

İyi ki doğdun canımın içi!!!


6 yıl önce bugün hayatıma öyle bir girdin ki, o güne şükrediyorum. Hayatım seninle renklendi, seninle bir amaca kavuştu, seninle mutluluk doldu, seninle kalbim büyüdü, seninle umutlandım, seninle hayat buldum. İlk doğduğunda annelik hakkında hiçbirşey bilmiyordum, nasıl yedireceğim, nasıl altını değiştireceğim, nasıl büyüteceğim diye çok düşündüm. Her ağladığında kitapta ne yazıyor diye baktım, ablamı aradım, doktora gittim. Bildiğim tek şey seni her şeyden çok sevdiğimdi. Kreşe ilk başladığın gün, sanki kendim başlıyormuş gibi korktum; okula ilk başladığın gün sanki benim okulumun ilk günü gibi heyecanlandım; ilk karneni aldığında kendi karnemmiş gibi gururlandım.
“Anne seni sonsuzluk kadar çok seviyorum” diyerek küçücük yüreğinde kocaman bir sevgiyle beni bağrına basıyorsun ya dünyanın en mutlu insanı yapıyorsun beni. Sana kızdığım, bağırdığım, anlaşamadığımız zamanlar oluyor ama bu sana olan sevgimi hiçbir zaman azaltmıyor, umarım senin sevginde hiç azalmaz. Seni sonsuzluktan daha fazla seviyorum Naz’ım..(“Sonsuzluktan fazla diye bişey yoktur, hile yapıyorsun, ancak ikimizde birbirimizi sonsuzluk kadar sevebiliriz” dediğini duyar gibiyim)
İyi ki varsın, iyi ki benim kızımsın, iyi ki doğdun benim güzel, biricik, akıllı prensesim.

18 Şubat 2013 Pazartesi

Oyuncak ahşap ev


Naz 2 katlı barbie evi ile sürekli oynadığından babası karne hediyesi olarak bunların daha büyükleri var, onları alalım demişti, bende fiyatlarının 500-800 civarında olduğunu görünce hiç gerek olmadığını söylemiştim. Meğer benim biricik kocacığım o günden beri Naz a bir ev yapmaya kalkmış. Tasarlamış, çizmiş, malzeme almış, imal etmiş ve tamamlamış. Dün size bir sürprizim var diye büyük bir paket ile geldi. Gerçekten muhteşem olmuş, Naz tam anlamıyla bayıldı, dün yatasıya kadar, bugün sabah kalkınca sürekli evin başındaydı. Şu anda favori bebeklerimiz olan Winx perilerinin evi oldu. Bence babamızın tüm bu uğraşına değmiş, Naz ın gözlerindeki sevinç görülmeye değerdi.

14 Şubat 2013 Perşembe

Doğum günü mekanı seçme

Hayatıma renk, neşe, mutluluk katan, bana hayat veren, her şeyim, canım kızımın doğum günü yaklaştıkça bende telaş başladı. Bundan önceki senelerde kreşte kutlama yapabildiğimiz için her şey çok kolaydı. Oraya palyaço getirtiyorduk, pasta alıp gidiyorduk. Ama artık okulda kutlama olmadığı için nerde, nasıl yapacağız diye 3 ay öncesinden araştırmaya başladım. Evde yapacak olursam 20 çocuk ve ailesini kaldıracak bir dairem yoktu. O yüzden parti mekanlarını aramaya, gidip görmeye ve fiyat almaya başladım. Gördüm kü; bu iş bayağı pahalıya patlıyor. Alternatifleri değerlendireyim derken, oturduğumuz sitenin sosyal tesisinde yapmayı düşünüp dışarıdan animasyon ve süsleme için teklif aldığımda çok daha fazla tuttuğunu anlayınca parti evinde yapmaya karar verdim. Bu yüzden içimdeki ticari heves (daha fazla para kazanma hırsı) ortaya çıktı ve bir ara işimden istifa edip parti evi açsam mı diye düşünmeden edemedim. Hatta işten yakın bir arkadaşıma anlattım. Onun aklına o kadar yattı ki kesin yapalım, ortak olalım, hem iş hem orası idare ederiz diye bayağı konuştuk.

Artık mekanların çoğu mini, standart, maxi gibi paketlerden seçenekler sunuyorlar. Hatta brunch şeklinde yapan parti evleri bile var. Naz’ın sınıfında bütün çocuklar yılın ilk 3 ayı doğduğundan nerdeyse her hafta 1 parti oluyor, dolayısıyla çoğuna da gitmiş oldum. Faydası olur diye doğum günü mekanları olarak oluşturduğum tabloyu ekliyorum (Bunlar benim bildiklerim, duyduklarım):
Bizim yapacağımız yeri Naz seçti, ben burada olmasını istiyorum dedi ve üstüne bizim bişey dememize bırakmadan başka hiçbir yeri kabul etmedi.
Umarım bizim için çok özel olan bugünde; çok güzel bir gün geçiririz… 

11 Şubat 2013 Pazartesi

Keloğlan Müzikali


Pazar günü Anadolu Gösteri Merkezinde Keloğlan Masalları Müzikaline gittik. Sebebi nedir bilmiyorum ama organizasyonda problemler vardı. My biletten aldığımız biletleri orada alabilmek için çok uzun bir kuyruk oluşmuştu. Biletleri dağıttıkları masa çok karmaşıktı. Neye göre, nasıl biletleri verdiklerini bilmiyorlardı. Örneğin bize başkasının biletini verdiler, insanlar biletlerini alamadıkları için giriş işlemi uzadı, 15 dakika geç başladı.
Trt çocuk ta seyrettiğimiz Keloğlan, Bilgecan dede, Balkız, Kara Vezir ve tabiî ki Huysuz ile Uzun’lu bir müzikaldi. DT oyunundaki Keloğlan Naz’ın seyrettiği karakterlerden farklı olunca, bu müzikalde karakterler çıktıkça televizyondakinin aynısı diye çok sevindi. Gösteriyi beğendik, danslar, müzikler, oyun güzeldi, seslendirmede iyiydi. Ayrıca tanıdığımız çocuklu ailelerin çoğunun birbirimizden habersiz olarak orda olması da şaşırtıcıydı.

7 Şubat 2013 Perşembe

İstanbul gezimiz


Sömestr tatilinde ne yapabiliriz diye epey düşünmüştüm. Dubai ye gitmeyi düşünmüştüm fakat planlama konusunda geç kalınca İstanbul gezisinin çok daha iyi olacağına karar verdim.(İstanbul’a en son Naz 1,5 yaşındayken gitmiştik) Sömestr olunca çok fazla sayıda çocuklar için etkinlik vardı. Internetten çocukla gezilebilinecek yerlerin listesini çıkararak 4 gün için planlama yaptım. Gerçekten çok güzel bir tatil oldu. Naz’ın bu kadar çok eğlenmesi hem babasını hem de beni çok mutlu etti.
1. gün; İstanbul’da ilk görülmesi gereken yerlerin arasında yer alan Miniaturk’tü. Gerçekten çok güzel düşünülmüş ve yapılmış. Sanki tüm Türkiye’de bu yerleri gitmiş kadar olduk. Üstelik verdikleri biletleri her yapıtın önünde okuttuğunuzda onunla ilgili bilgileri istenilen her dilde  vermesi çok güzeldi. Çocuklar içinde cazip kılmak için savaş ile ilgili bir müze, 1 lira ile çalışan gemi sürmeleri, stadyumda istediğin takımın marşının çalması vb. gibi etkinlikler vardı. Kısacası buraya Naz’dan çok biz hayran kaldık.


Buradan çıkınca 2.durağımız Torium Snowpark’tı. İstanbul’da yaşayan yeğenimin bile buradan haberi yoktu. Gidesiye kadar acaba gerçekten nasıl bir yer, umarım bu kadar yola değer diye düşündüm. Ama gelip girdiğimizde gerçekten buna değdi. Sanki kayak merkezine gidip karda eğlenmiş gibiydik. 40 dakika için bilet alınıyor. Aile için paket ücretleri var. Girişte mont, bot ve eldiven veriliyor. 20 dakika gezme için 20 dakika simitle kaymak için zaman veriliyor. Gerçek kardan (doğal) oluşturulmuş, -1 derecede olan bir yer. Hepimiz çok ama çok eğlendik.

2. gün; tamamını Forum İstanbul’da geçirmeye karar vermiştik. Burada hem su altı sirki hemde Köstebekgiller’in gösterisi vardı. Ayrıca Disney prensesleri etkinliği de olunca tüm gün burada oluruz diye planladım. Gerçekten çok güzel düşünülmüş bir AVM. Kapalı mekan ama kapalı değil de açık havada geziyor izlenimi veriyor insana. Çok ferah, mağazalar çok fazla, tüm ihtiyaçlar giderilebilinir. Burada ilk başta Turkuazoo akvaryumunda olacak olan Su altı sirkine bilet aldık. Akvaryum, Ankara’da yer alan Nata Vega daki akvaryum gibiydi. Su altı sirki 5 kişinin akrobasi hareketlerinden oluşuyordu. Benim daha büyük beklentilerim vardı, bize çok profesyonelce gelmedi.



Buradan çıkınca Jurassic Land’e gittik. Burada Köstebekgiller gösterisi vardı. Gösterinin sonuna doğru içerisinin çok karanlık olması ve dinozorların yürümeye başlamasıyla Naz korktu ve çıktık.
 3. gün; vapura binip karşıya geçmeyi ve martılara simit atmayı planladık. Bunca şey içerisinde en sevdiğiydi. Havanın mükemmel güzel olması o kadar büyük bir şans oldu ki istediğimiz her şeyi yapabildik. Benim ürkek kızım 1 gün öncesinden martılar beni sevecekler mi diye düşünmeye başlamıştı. Tam 11 simit atarak yeterince besledik. Hatta en son elinde yarım simit kalınca benimde canım çekti, bunu ben yiyeceğim diye öyle bir iştahla yemeye başladı ki gülmekten alamadık kendimizi. Vapurdan inince balık ekmek yedik, Eyüp caminin önünde güvercinleri besledik, mısır çarşısını dolaştık.
 
Daha sonra Dolphinarium’a giderek yunus, beyaz balina, fokların gösterisini seyretmeye gittik. Biletler pahalıydı, gelenler fırsat sitelerinden yarı fiyatına satın alıp gelmişlerdi, bundan sonra bunu da planlamamız gerektiğini anladık. Gösteri çok güzeldi, özellikle balina ve yunusların gösterisini ağzı açık seyretti, fotoğraf çektirmek için hemen yanlarına gitti. Bizim için süper bir deneyim oldu.
 En yakın zamanda bir İstanbul gezisi daha planlayıp göremediğimiz yerleri görmeyi düşünüyoruz. Çünkü bu gezinin tadı damağımızda kaldı….