10 Şubat 2014 Pazartesi

Nerden çıktı bu Amerika ve kötü başlangıç!

Yaklaşık 1 senedir sömestr tatilinde sıcak bir ülkeye gidebilmek için puan biriktiriyordum. Hedefim Yapı Kredi’nin sömestr kampanyası ile kısa bir uçak yolculuğu ve sıcak bir ülkeydi. Böyle olunca geriye pek seçenek kalmıyordu. Dubai veya fiyat uygun olursa Maldivler’i düşünmüştüm. Tabii evdeki hesap çarşıya uymadı. Yapı kredi bu sene kampanyayı çok kısıtlı tutarak kampanyalarda 4 soğuk Avrupa ülkesi ve birde Amerika’yı yaptı.O kadar puan biriktirmiştim, şimdi ne olacaktı, babaya bile puanla gidebilsin diye ayrı kk çıkartmıştım, güya her şeyi düşünmüştüm. Bu sene hiçbir yere gidemiyoruz derken bir arkadaşım neden Amerika’ya gitmiyorsunuz, hem Naz hem sizin için çok iyi olur diyerek kafama girdi. Öyle bir gaza gelmişim ki kendimin ve Naz’ın uçak biletlerini alırken buldum kendimi. Baba da kendi biletini alacaktı, ama o da ne? Babamız bileti alamıyor, limiti ayarlamak lazımmış, ama didindik, uğraştık puan ile alamadık onun biletini, mecbur hiç hesapta yokken para vererek almak zorunda kaldık. Ama çok stres yaşadık, hadi bilet kalmazsa, alamazsa diye iyi streslendik. Diğer stresimde aktarma uçağını kaçırırsak dönüş biletlerimizde yanıyordu, bazı geceler uyuyamadım, kaçırırsak ne yaparız diye? Yani bu tatilin başlangıcı hep stres doluydu. Zamanımız az kalmıştı ortada hiçbirşey yoktu, hemen vize işlerini hallettik. Ve sonra bomba haber geldi. Şimdi ne yapacaktık? Son 1 haftaya kadar gidip gitmeyeceğimiz belli değildi. Her an her şey olabilirdi, bu belirsizlik daha da kötüydü. Neyse son haftaya kadar bekleyerek son 3 gün kala puanlarımızla otelleri de satın aldık, ama hep bir aksilik oluyordu. Acaba gitmesek mi , bu bize bir işaret mi diye çok düşündüm, ama sonra pişmanlık duyarız diye her şeyi göz ardı ettim.Bir sonraki aksilik uçak biletlerimiz ayrı olduğu için baba ile bizim koltuklarımızı ayrı check in yapıp farklı yer veriyordu, bizde THY arayarak telefonla hallettik, yada hallettiğimizi sandık. Sömestr’inin başladığı gün yani 25 Ocak Cumartesi günü Atatürk havalimanı tam bir faciaydı, o kadar kalabılıktı ki, girişinden uçağın olduğu kapıya gidişimiz tam 3 saati buldu, böyle tatillerin ilk günü çıkmamak lazımmış. Neyse havaalanında bagaj teslim ederken check in işlemimizin yapılmadığını yer olmadığı için hepimize ayrı yerden koltuk vermek durumunda olduklarını söylediler. 7 yaşın altında olan çocuğum bile anne veya babasından ayrı bir yere tek başına oturacak, hem de 13 saat? Mümkün mü? Kapıda durumu iletmemizi bişey yapılamayacağını söylediler. Naz görevlinin söyledikleriyle ben tek başıma gitmem diyerek ağlamaya başladı. Ben zaten kendime hayrım yok, nasıl yola dayanacağım derken bi de bu çıkmıştı, bende başladım ağlamaya, neyse uçağın kalkış saati geldi biz bekliyoruz, bekledik bekledik en son biz bindik, aktarmadan gelen yolcuların yerini değiştirerek yoğun ısrarımızla aynı yeri verdiler. Uçak yolculuğu boyunca bulantım vardı, Naz son 3 saat kala midem bulanıyor diye ağlamaya başladı, o ağladıkça sigara içmeyen babanın gözlerinden öfkeler saçılıyordu, ben ne yapacağımı bilemedim. Neyse zor bela indik, koşa koşa pasaport kontrolüne gittik, işlemlerimizi hallettik, artık bundan sonrası kolaydı, Amerika’daydık. 3,5 saat yolculuğumuz kalmıştı. Bu neydi ki? Aksilikler bitmeyecekti, aktarma uçağın kapı numarası değişti, ona yetişmeye çalıştık, sonra uçağa binildikten sonra uçak 1 saat rötar yaptı, daha ne olabilir derken Naz ateşlendi. Sıkıntıdan herhalde diyordum, sürekli tuvalete götürüp yıkadım, soydum. Artık tatil yerine gelmeden bütün hevesimiz kaçmıştı. Biran önce otele gidip ayaklarımı uzatmak istiyordum. Hava alanından inince kiralık arabaların shuttle’ları var, ona binerek araba kiralama alanına ulaştık. Arabayı alıp otelin yolunu tuttuk. Hepimiz perişan haldeydik, hemen valizden Naz’ın ateş düşürücülerini çıkararak içirdik. Umarım geçerdi, ya da ne yapacaktık???


20 Ocak 2014 Pazartesi

Sinema Keyfi – Karlar Ülkesi

 

Sonunda Naz’ın sinema salonunda 3 boyutlu film korkusunu da yenmiş olduk. Pazar günü Karlar Ülkesi’ne gitmek için salonlara baktık, hepsi 3 boyutluydu. Çok gitmek istediği için biletleri aldık. Ama girerken bayağı tedirgindi, korkarsam gözlükleri çıkarırım diye söylendi.
Fragmanlarda Rio’nun müziği başladığında öyle bir heyecanlandı ki Rio diye bir bağırdı, bütün salon filmi öğrendi. Naz’ın favori filmidir:Rio. Kaç kere seyretti, ayrıca beraber seyrettik bilmiyorum. Bu arada Nisan ayında 2.si geliyormuş. Şimdiden gitmeyi dört gözle bekliyor.
Neyse Karlar Ülkesi filmini o kadar çok sevdi ki bu korkuyu da atlatmış oldu. Tam Naz’lık filmdi. 2 kardeş prensesin hikayesi: Elsa’nın her şeyi buz yapma gücü var bir de iyi kapli küçük kardeşi Anna.
Film bitti, bizimki çok güzeldi değil mi diyip durdu. Ben hangisi olsam Anna mı, Elsa mı diye düşündü.

Bende kaç kere bilet alıp da çıkmak zorunda kaldığımız filmleri düşündükçe ohh bundan sonra 3 boyutluya da gidebileceğiz diye rahatladım.

28 Ekim 2013 Pazartesi

Bir hafta sonu – Amasra Gezisi

Naz doğmadan gittiğimiz yerlere gitmeye başladık. Bu da gösteriyor ki artık kendi hayatımıza döndük. Bazıları vardır, çocuk onların hayatında bir şey değiştirmez ama bazıları vardır (biz bu kategorideyiz) çocuk ile birlikte hayatları tamamen değişir. Bu zamana kadar biz de hep Naz nasıl mutlu olur diye oralara gidiyorduk, o yüzdendir ki Amasra’ya gitmeyi hiç düşünmemiştik. Ama her bahar aklımıza gelip balık ve salata yemeye gitsek mi diye düşünmeden edememiştik. Kısmet bu hafta sonunaymış. Ablam, kardeşim ve biz tam 3 aile gitmeye karar verdik. Aslında çok yakın bir yer değil, arabayla 3,5 saat mesafede. Booking.com dan otel rezervasyonumuzu yaptırdık. Puanlara bakıp en yüksek olanlardan Seymen oteli seçtik. Cumartesi öğlen varır varmaz soluğu Canlı Balık’ta aldık. Balıklar ve salata çok güzeldi, şansımızdan açık havada deniz kenarında yemek yenecek kadar da hava güzeldi.
 Maaile birlikteyiz..
 Kızımın kardeşi: Duru
Karnımızı doyurduktan sonra zaten küçük olan Amasra da yürüyüşe çıktık. Tüm Amasrayı gezmeyi bitirdik. En son 8 yıl öncesinde geldiğimizde bu kadar restoran, otel yoktu. Daha kalabalıklaşmış.
Akşam yemeğimizde Çeşmi Cihan da yiyelim dedik. Önceden Çeşmi Cihan’ı daha çok beğenirdim ama şimdi servis kötüydü, istediğiniz bir şeyi getirmeleri için 2-3 kez garsona hatırlatmanız gerekiyordu. Hepimiz 1 gün içinde yeterince balık ve salata yedik.
Otelimiz temiz, sıcak, diğer oteller gibi küçük bir oteldi. Sabah kahvaltısıda beklediğimizden çok iyiydi. Tekne ile gezinti için teknenin dolması beklendiğinden ve ne kadar saat sonra olacağı belli olmadığından binemedik. Ankara’ya dönüşte farklı yoldan dönelim diyerek Safranbolu’ya uğrayalım dedik. Amasra-Safranbolu arasındaki yola hayran kaldık. Naz bile ormanın renk cümbüşü içinden geçerken çok heyecanlandı.

Safranbolu’da tarihi çarşıda gezdik, ufak tefek şeyler aldık. Ünlü yemeğinin Kuyu Kebabı olduğunu öğrendik. Yine tavsiye üzerine Çevrikköprü-3 restaurantta kuyu kebapı aldık. Hepimiz o akşam rahatsızlandık. Et çok kötüydü, kokulu, sert, ağzına bıraktığı tat çok kötüydü. Tatlı tabağında yanında bişey getirmeden eti servis ediyorlar.Üstelik kebabın 1 kişilik fiyatı 25 tl’ydi.
 Hafta sonunda Ankara’dan uzak deniz ve orman havası solumak bize iyi geldi. Her ne kadar Naz, denizi görüp ne zaman gireceğim diye sorup dursa da bizim için bir değişiklik oldu.

22 Ekim 2013 Salı

Göbek bağımız Hollywood’da!

Her ailede çocuk doğunca göbek bağını bir yere gömme durumu vardır. Adettendir çünkü. Genellikle Odtü ve Boğaziçi gibi üniversiteler seçilir. Bende Naz doğduğundan beri ne yapsam diyip duruyordum. Atacak bir yer bulamadım, 6 yıldır bekliyordu. İş yerinde sohbet ederken Aysun; “Ben Naz’ın göbek bağını Hollywood’a götüreyim” dedi. (Aysun’un Naz ile ilgili çok büyük hayalleri var. Geleceğin Beren Saat’i olarak düşünüyor. Aman baleyi bırakmasın, aman piyanoya tekrar başlasın, ileride çok başarılı olacak diye sürekli beni iteklemeye çalışıyor. Tahminimce bu menejerlik olayına Naz 4 yaşından itibaren başladı!) Bende tamam dedim. Ve görev tamamlandı. Hayali bile güzel. Teşekkürler Aysun…
İş yerinde sohbet ederken şunu da fark ettim ki insanlar göbek bağlarının nerede olduğunu büyüyünce bilmiyorlar.
Bende tarihe bir not olarak ekliyorum: “Kızım senin göbek bağın Hollywood’da”.


17 Eylül 2013 Salı

Artık 2.sınıf olduk.

Tatil bitti, okul başladı. Naz, son 3 gün artık geriye saymaya başlamıştı. Şimdi çok elim yorulacak, beni kim alacak, 2.okula mı gideceğim, tatil bitmeseydi diye serzenişler yapıyordu. Bizde biran önce başlasın da her şeyi düzene oturtalım istiyorduk, çünkü baba ile benim izinlerimiz sonuna kadar tükendi. Okuldan ne zaman dönecek, nasıl olacak sorularını biran önce cevaplamak ve kafaca rahatlamak istiyordum.
Bu hafta sonumuzda tamamen okul hazırlıklarıyla geçti. Bu defter, kitap kaplama olayı da tam bir kabusmuş. Babamızın saatlerini aldı (Meğer bununda kolayı varmış, kırtasiye tarzı yerlerde kaplanacak defter-kitapları götürüyormuşsunuz, kaplıyorlarmış, bunu geç öğrendiğime çok üzüldüm, artık hizmette hiç sınır kalmamış gerçekten).
Neyse uzun bir eğitim yılına yine başladık. İlk günün sonunda gülen gözleriyle her şeyin çok iyi gittiğini öğrenince bizde rahatladık. Umarım her gün böyle gözlerin gülmeye devam eder kızım.


Bu yılı sağlıklı, huzurlu, mutlu ve umarım daha az ödevli olacak şekilde geçiririz...

10 Eylül 2013 Salı

Eylül Kaçamağı – Voyage Torba


Bu sene Temmuz’da yaptığımız tatilde hastalıktan kafamızı kaldıramayıp hiç bir şey anlamayınca tekrar tatile gitmenin çok iyi olacağını düşündük. Voyage Torba’ya 2014 yazında gitmeyi düşünürken Ets nin son dakika fırsatlarında görünce neden olmasın diyerek uçak ve otel rezervasyonlarımızı yaptırarak 5 günlük tatil ayarladık. Bu fırsatlardan alınan oda, blokajı tesise ait odaydı (yani otel hangi standart odayı verirse). Otele gelince çocuğumuz olduğu için standart odanın küçük olabileceğini ve aile odası vereceklerini bildirdiler. Aile odasında bir çocuk odası (2 adet tek kişilik yatak), 1 yatak odası,  antre, banyo ve balkondan oluşmakta. Ama öyle çok büyük değil, küçük küçük odalar. Voyage Torbada otel odası ya da ana bina odası gibi bir şey yok. Bodrum evleri gibi beyaz 2 katlı evlerden oluşan tatil köyü.

Otel küçük, içindeki her yere ulaşımı çok kolaydı. Girince bileklik takılıyor (Voyage Belek’te yoktu). Kaldığınız oda tipine göre renkleri var, standart oda sarı renk, havuz tarafı mavi, deluxe beyaz bileklik. Bunların mantığı neydi hala anlamış değilim??? (Acaba bilekliğe göre mi hizmet sunuyorlardı anlamadım)

Deniz tertemizdi, şezlongların deniz ile mesafesi o kadar kısaydı ki bu bizim için çok daha kolay oldu. Kumla oynarken denizden su alıp getirmesi, biz yatarken denizde oyun oynaması mümkündü.

Ana restauranttaki yemekleri ve servisi çok beğenmedik. Garsonlar daha çok yabancıların hizmetindeydi. Çocuk için ana restaurantta yiyebileceği çorba ve yemek mutlaka vardı. Naz genellikle çok yemek yemediği için hep bize sıkıntı olurdu ama burada keyifle yedi.

Öğlenleri sahildeki snack restaurantın çok daha iyi olduğunu söyleyebilirim.

Akşamlarıda Voyage Belek’te alacartlar çok iyi olunca da burada da bunu tercih ettik. Rezervasyon yaptırmak tam bir kabustu. Saat 10.00 da başlayan rezervasyonda saat 10:10 da hiçbir yer bulamıyorsunuz. Bizim ısrarlı bir şekilde burada yemek isteme talebimizden dolayı  Müşteri İlişkileri bölümü bu konuda yardımcı oldu. Buradaki alacartların kesinlikle manzarası çok iyiydi. Çoğu denize sıfır, yada deniz manzaralı… (gördüğüm kadarıyla Meksika rest. hariç.)
Ama lezzetine gelince Belek’tekilerin çok daha profesyonelce ve lezzetli olduğunu söyleyebilirim. Özellikle burada Meksika rest. çok kötüydü.
Balık resturantı gittiklerimiz içinde en iyisiydi. Mekan çok güzeldi, balıklar çok lezzetliydi.(Dil ve lagos balıkları çok iyiydi) Burada garipsediğim tek şey salatanın olmamasıydı. Hayatımda ilk defa balık ile salata yemedim.

Mini club için ayrı ve büyük bir yer yapılmış. Mini club’ın ayrı havuzlu kaydırakı vardı. Ama Naz kreş tarzı yerlerden o kadar çok sıkıldı ki biz burayı hiç kullanmadık.
Öğleden sonra uğrak yerimizde tabiî ki pastaneydi. Güzel manzara eşliğinde Naz’ımın favorisi olan ıslak kek ve mozaik pasta yemesi en keyifli anlarımızdı.

Aquapark ve onun karşı tarafında bulunan havuzda şezlong sıkıntısı vardı. Erkenden yer kapmak söz konusuydu.

Tam olarak periyodunu bilmesemde (2 günde 1 veya hergün) saat 22:30 da konserler vardı. Hem de bayağı ünlü sanatçılar geliyordu (Mesela Deniz Seki, İskender Paydaş, Erdal Çelik vb. gibi). Maalesef Naz bu saatlere dayanamadığı için hiç katılamadık. Bu tarz yerler için daha bizim 3-4 senemiz daha varmış gibi göründü.
Deluxe odaların kendi oda önlerinde havuzu olduğundan, balkonlarında güneşlenme imkanı olmasından ve alacart rest. kısmında rezervasyon problemi olmadığından bir daha gidecek olursam kesinlikle burayı tercih ederdim.
Velhasıl Bodrum’a aile olarak daha önce hiç gitmemiştik. Dolayısıyla merak içindeydik. Farklı bir havası, manzarası, denizi ile biz çok beğendik. Bizden önemlisi Naz çok beğendi. Bodrum çok güzelmiş değil mi, ismine benzemiyor gerçi ama ben çok beğendim dedi.


25 Ağustos 2013 Pazar

Bir Cumartesi- Eskişehir gezisi

Üniversiteden arkadaşım, aynı yurttan oda arkadaşım, sonra ev arkadaşım, biricik can dostumdur Bengü. Çok sık görüşemesekte konuşamasakta hep kalbimde farklı yere sahiptir canım arkadaşım..En son Naz 2,5 yaşındayken gelmişti Ankara’ya kızlarıyla, Naz’ımın zor olduğu dönemlerdi (malum terrible two dedikleri olay), çok bişey anlamamıştım. Kendi geldi, Doğa’yla geldi İpek’le geldi, hiçbir zaman da karşılık beklemedi. Ben ise Eskişehir’e 18 yıl önce gitmiştim.
Bengü'lerin evi
Dile kolay tam 18 yıl olmuş (Ne kadar çok yaşlanmışım inanamıyorum).


O yüzdendir ki ne zamandır gitmek istiyordum ama bir türlü yapamadım. Nihayet bu Cumartesi babamızın şehir dışında olmasını fırsat bilerek atladık kızımla hızlı trene, gittik Eskişehir’e.
Hızlı trene ilk binişimiz olduğu için stres olmuştum, acaba koltuğun tersine oturur muyum, oturursam ben mahvolurum diye içim içimi yemişti (Bilet satarken koltuk seçemiyormuşuz, rastgele veriliyormuş). Neyseki giderken de gelirken de doğru yönde geldik. Tren yolculuğu bize çok rahat, konforlu geldi, hızı hiç hissetmedik. O kadar sevdik ki bundan sonra da sürekli gideriz diye düşündüm.


Canım arkadaşım bizi gardan kızları İpek ve Doğa’ya birlikte karşıladı. Balmumu müzesinden bizimkiler çok bişey anlamazlar diyerek ilk başta Sazova Parkına gittik. Çok büyüktü, adım başı fotoları çekilen gelinler vardı. Park çok güzeldi.

Sonra eve gidip (benim kızım evlerine gitme konusunda çok ısrarcı olunca) Naz ile İpek oyun oynadılar, bizde iki eski arkadaş hangi konuyu birkaç saate yetiştireceğiz telaşıyla konuştuk durduk.
Tren saatinden önce çıkarak Doktorlar caddesinde ve Porsuk çayında yürüyüş yaptık. Doktorlar caddesi bana İstanbul İstiklal caddesini andırdı. Ayrıca bir sonraki gelişimizde de mutlaka gondola binmeyi düşünüyoruz.
İlk başta ben gitmeyeceğim, hiç tanımıyorum onları diyen benim Naz’ım dönüşte neden gidiyoruz, 1 gün daha kalalım demeye başlamıştı. Bengü’m ise ne planlarım vardı, size her yeri gezdirecektim diye hayıflandı durdu. Neyse biz babamızı da alıp onu da hızlı trene bindirip gezdirmeyi düşünüyoruz.

Çok güzel bir Cumartesi günüydü, en yakın zamanda tekrarlamak ümidiyle…

13 Ağustos 2013 Salı

Sinema Keyfi

 Naz epeydir sinemaya gitmeye korkuyordu (5 boyutlu film tecrübemiz korkunç olunca!!) Çok kez sinema kapısına kadar girip film başlamadan çıkmak zorunda kalıyorduk. Hatta bir keresinde baba ile kızımıza animasyon filmi için bende kendim için film bileti almıştım. Tam mısırımı almış tam bir keyif içindeyken film daha başlamadan telefonum çalıp Naz’ın korktuğunu ve beni istediğini öğrendim, son sinema keyfimde böylece noktalanmış olmuştu. Hal böyle olunca uzun bir süre gidemedik. Malum Ankara’da sıcak yaz günlerinde yapacak çok fazla şey bulamayınca tekrar sinemayı deneyelim dedik. Geçen hafta “Sevimli Canavarlar Üniversitesi” ne gidelim ama 3 boyutlusundan yine korkabilir normal olana gidelim ve deneyelim dedik, neyseki filmi seyredebildik. Ama film, Naz’ı çok cezbetmedi, seyretti ama beğenmedi; ana karakterde bir kız figürü olmaması en büyük etkendi bence; en azından sinema korkumuzu yenmesi açısından bizim için önemliydi. Geçen Perşembe günüde “Şirinler 2” ye gittik. Tabi yine 3 boyutlusuna değil. “Ben Şirineyim anne, sen hangisisin?” diyip durdu. Filmi çok beğendi. Gittikten sonraki her gün boyunca yine gidelim diyip durdu. Bi de gittiğimiz her yerde Şirinler 2 aksesuarları, oyuncakları satılınca unutması mümkün olmuyor. Görünüşe göre okullar açılasıya kadar bizi sinemalarda sürükleyecek.

12 Ağustos 2013 Pazartesi

Çocukla yemek yenebilecek mekan (Timboo cafe)

İşyerinden bir arkadaşım Timboo’dan o kadar çok bahsetmişti ki o yüzden bu hafta yemek yemek için Kentpark’taki Timboo’ya gittik. Oturur oturmaz çocuklar için dvd film menüsü getirdiler, çocuğunuz istediği filmi seçiyor, küçük dvd cihazında kulaklığı takıp seyretmeye koyuluyor, böylece bizde uzun uzun ve rahatça yemek yiyebildik. Yemekler kesinlikle hem lezzetli hemde oldukça doyurucu. Ben Aysun’un bahsettiği Ottoman Steak yedim. Gerçekten çok lezzetliydi. Bir zamanlar benim evde yaptığım Çökertme kebabına benzettim.Tek farkı ben yoğurdu sarımsaklı yapıyordum. Naz’a mini burgerlardan aldık. O da güzelce yedi. Babamız da tavuk burger aldı. Çok büyük ve doyurucuydu. Ayrıca meyve sularınında hangisini deneyeceğini şaşırıyorsunuz. Hepsi birbirinden güzel. Fiyatlarına gelince mini tims çocuk menüsü 12,5 tl, ottoman steak 21 tl, tavuk burger yanlış hatırlamıyorsam 16,5 tl, meyve suları 8,5 tl. idi.

Biz Timboo dan çok memnun ayrıldık, keşke daha önce keşfetseymişiz.

16 Temmuz 2013 Salı

Tatil sona erdi


Tatil sona erdi ve evimize döndük, nerde olursanız olun sonunda kendi evinizde duyduğunuz huzur ve mutluluk da hiçbir yerde yok. Neyse bu seneki tatilim hiç hoş geçmedi. Hastalıklarla doluydu. Gerçi Allah daha beterlerini vermesin inşallah. Yaptığımız tatilden hiçbirşey anlamadan geri döndük.  İlk gün öğlen gibi geldiğimiz otelde akşam Naz kulağım ağrıyor demeye başladı. Neyseki bütün şurupları yanımda taşımayı alışkınlık eden ben hemen ağrı kesici şurup verip sabah olmasını bekledik. Ertesi sabah gittiğimiz hastanede dış kulap iltihabı olduğunu öğrendik. Havuza ve denize girmemesi gerekiyor dediler, 1 haftalık tatile geldik ve ilk günümüz diyince kafasını sokmamaya çalışın diye uyardılar. Babamız hastalık konusunda oldukça hassas!! olmasından dolayı surat beş karış ortalıkta dolaşıp geri dönelim evimize, böyle olmayacak diyip durdu zaten sürekli Naz’a müdahele eder durumdaydı. Yazık kuzum nasıl oynayacağını bilemedi. Aman çocuklardan su sıçrayacak, aman oturma suya, aman, aman diyerek geçti. Neyse günü böyle bitirip akşam yemeği yiyeceğimiz sırada ben yemek yemeyeceğim dişim sallanıyor dedi. Daha önce hiç dişimiz daha çıkmamıştı. Bununda tatile dek gelmesi de diğer bir süprizdi. Diğer sürpriz de 2. dişinin de tatilin 2.yarısında çıkmasıydı. Acıya çok duyarlı Naz başladı ağlamaya, zorla ikna ederek ne durumda olduğunu görmek için ellemeyi başardım. Baktım diş çıktı çıkacak ama bu arada Naz ne yemek yiyecek, ne ağlamayı bitirecek, Pazar akşamı dişçi nerden bulunacak diye en iyisinin benim çıkarmam olduğunu düşünerek odaya götürdük. İlk başta dişine tekrar değmek için ikna etmeye çalıştım. Ama kabul etmesi mümkün değil ve bu süreç sürekli uzuyor. Babası tuttu ve bende ağzını zorla açarak çıkardım dişini. İlk deneyimim olmasına rağmen korkmadan başardım. İlk 5 dakika Naz odayı yıktı, nasıl ağlama, nasıl bağırma, acıdığından değilde sinirinden. Çünkü 10 dakika sonra tekrar yemeğe gitmişti. Neyse dişini keseye koyduk, diş perisi sabaha acaba bana hangi hediyeyi bırakacak diye meraklanmaya başladı. Bizde diş perisi olarak oteldeki marketten istediği oyuncaklara baktık. Ama fiyatları görünce (mesela 59 liralık bebek 200 lira gibi) oradan alınamayacağı anlaşıldı. Babamız akşamın 22’sinden sonra Belek’e oyuncak bakmaya gitti. Neyse buldu geldi. Bizimki sabah hediyeyi görünce epey sevindi. Hatta siz gördünüz mü diş perisi diye de sordu. 

Artık 3.günde bir sorun istemiyorum diye içimden geçirirken Naz ın kulak ağrısı geçmeyince otelin doktoruna gittik. Dış kulak iltihabının iyileştiği ama orta kulak iltihabı olduğunu ve antibiyotik başlamamız gerektiğini söyledi. Yine biz sürekli kontrol ederek suya girmeye azda olsa devam etti. 4. gün ise annemin kalp krizi geçirdiği yoğun bakımda olduğu haberini alınca tatilimizde noktalanmış oldu. Neyse Allaha şükürler olsun ki  şu anda kızımda annemde iyi.

Voyage Belek’e gelince otel her yere kolaylıkla ulaşabileceğiniz bir yer. İlk defa Türklerin bu kadar çok gördüğüm bir oteldi. Yemekler çok lezzetli, her çeşit var. Alacarte restoranlarının çok başarılı olduğunu duymuştum. Kebabistan 10 numara bir yer. Ara sıcaklar yemekler o kadar güzeldi ki, sonunda çatlayacaktık nerdeyse. Kesinlikle Voyage e gidince gidilmesi gerekir diye düşünüyorum.


Meksika restoranın da da fajita sı oldukça lezzetliydi. Buraya da gidilmeli.

İtalya restoranı için rezervasyon için biraz geç saate kaldığımız için yer kalmamıştı (Rezervasyonlar gün içinde odadan 9-12 saatleri arasında yapılabiliniyor)
Kebabistan da köy kalvaltısı veriyorlar burası da rezervasyonlu. Açık büfeden tek tek seçmek yerine her şeyi masaya getirip servis ediyorlar.


Lunapark küçük çocuklar için oldukça uygun, 10 lu yaş ve üstü pek zevk almazlar gibi geldi. Mini club Güral Premier Tekirova da çok başarılıydı. Burada çok katılmadık, Naz istemedi, zaten çok vaktimizde olmadı.
Havuz çok büyüktü. En sevdiğim kısım ise çocuk havuzu ile büyük havuz arasında bilek hizasında su ile güneşlenme havuz kısmının olmasıydı. Bence çok güzel düşünülmüş.

Aquapark a çok rağbet yoktu. Büyükler için yanlış hatırlamıyorsam 3 normak kaydırak 2 tane de adrenal seviyesini yükselten kaydırak vardı (birisi yılan dı ki bu çok beterdi, ben binmedim ama diğerine bindiğimde benim bağırtılarımı tüm otel duyup aşağıdan herkes beni seyrediyordu. İndiğimde elim ayağım titriyordu, babamız yılan a da bindi, onun daha iyi!!! olduğunu söyledi.)
Yemek ve havuzda hizmet konusunda hiçbir sıkıntıyla karşılaşmadık. Sahilde kapalı buzdolapları koyup kutu cola, fanta, ice tea, suları istediğiniz gibi alıp içebiliyordunuz.
Öğleden sonra yapılan köfte ekmek oldukça başarılıydı. Bide gözlemecideki kıymalı gözleme de çok iyiydi.
Benim gibi tatlı sevmeyen bir insanın her gün uğradığı pastaneyi es geçmemek gerekir. Her gün taze kek (ev yapımı), pasta vb. hepsi çok lezzetliydi.
Gelelim olumsuzluklara: 1. si; Odalar lüks değil, eskiydi. Biz kara tarafı binasındaydık. Bu binanın girişi gerçekten kötü ve havalandırması yetersizdi. Ayrıca tek asansör yetersiz kalıyordu.
2. si: Deniz bulanıktı, genellikle dalga olduğu için çamur gibi görünüyordu. Birde ilk girişte çakıllı kısmı geçince kum oluyordu.

Bunun dışında her şey iyiydi. Hatta erken ayrılmak zorunda kaldığımız için kalmadığımız gecelerin parasını iade ettiler (Voyage otellerinde yapılabiliniyormuş, ets nin kendi oteli olduğu için).
Keşke daha iyi şartlarda (hastalık olmadan) tatil yapabilseydik. Neyse umarım sonraki yıllardaki tatillerimiz daha iyi olur inşallah…