Yaklaşık 1 senedir sömestr
tatilinde sıcak bir ülkeye gidebilmek için puan biriktiriyordum. Hedefim Yapı
Kredi’nin sömestr kampanyası ile kısa bir uçak yolculuğu ve sıcak bir ülkeydi.
Böyle olunca geriye pek seçenek kalmıyordu. Dubai veya fiyat uygun olursa Maldivler’i
düşünmüştüm. Tabii evdeki hesap çarşıya uymadı. Yapı kredi bu sene kampanyayı
çok kısıtlı tutarak kampanyalarda 4 soğuk Avrupa ülkesi ve birde Amerika’yı
yaptı.O kadar puan biriktirmiştim, şimdi ne olacaktı, babaya bile puanla
gidebilsin diye ayrı kk çıkartmıştım, güya her şeyi düşünmüştüm. Bu sene hiçbir
yere gidemiyoruz derken bir arkadaşım neden Amerika’ya gitmiyorsunuz, hem Naz
hem sizin için çok iyi olur diyerek kafama girdi. Öyle bir gaza gelmişim ki
kendimin ve Naz’ın uçak biletlerini alırken buldum kendimi. Baba da kendi
biletini alacaktı, ama o da ne? Babamız bileti alamıyor, limiti ayarlamak
lazımmış, ama didindik, uğraştık puan ile alamadık onun biletini, mecbur hiç
hesapta yokken para vererek almak zorunda kaldık. Ama çok stres yaşadık, hadi
bilet kalmazsa, alamazsa diye iyi streslendik. Diğer stresimde aktarma uçağını
kaçırırsak dönüş biletlerimizde yanıyordu, bazı geceler uyuyamadım, kaçırırsak
ne yaparız diye? Yani bu tatilin başlangıcı hep stres doluydu. Zamanımız az
kalmıştı ortada hiçbirşey yoktu, hemen vize işlerini hallettik. Ve sonra bomba
haber geldi. Şimdi ne yapacaktık? Son 1 haftaya kadar gidip gitmeyeceğimiz
belli değildi. Her an her şey olabilirdi, bu belirsizlik daha da kötüydü. Neyse
son haftaya kadar bekleyerek son 3 gün kala puanlarımızla otelleri de satın
aldık, ama hep bir aksilik oluyordu. Acaba gitmesek mi , bu bize bir işaret mi
diye çok düşündüm, ama sonra pişmanlık duyarız diye her şeyi göz ardı ettim.Bir
sonraki aksilik uçak biletlerimiz ayrı olduğu için baba ile bizim
koltuklarımızı ayrı check in yapıp farklı yer veriyordu, bizde THY arayarak
telefonla hallettik, yada hallettiğimizi sandık. Sömestr’inin başladığı gün
yani 25 Ocak Cumartesi günü Atatürk havalimanı tam bir faciaydı, o kadar
kalabılıktı ki, girişinden uçağın olduğu kapıya gidişimiz tam 3 saati buldu,
böyle tatillerin ilk günü çıkmamak lazımmış. Neyse havaalanında bagaj teslim
ederken check in işlemimizin yapılmadığını yer olmadığı için hepimize ayrı
yerden koltuk vermek durumunda olduklarını söylediler. 7 yaşın altında olan
çocuğum bile anne veya babasından ayrı bir yere tek başına oturacak, hem de 13
saat? Mümkün mü? Kapıda durumu iletmemizi bişey yapılamayacağını söylediler.
Naz görevlinin söyledikleriyle ben tek başıma gitmem diyerek ağlamaya başladı.
Ben zaten kendime hayrım yok, nasıl yola dayanacağım derken bi de bu çıkmıştı,
bende başladım ağlamaya, neyse uçağın kalkış saati geldi biz bekliyoruz,
bekledik bekledik en son biz bindik, aktarmadan gelen yolcuların yerini
değiştirerek yoğun ısrarımızla aynı yeri verdiler. Uçak yolculuğu boyunca
bulantım vardı, Naz son 3 saat kala midem bulanıyor diye ağlamaya başladı, o
ağladıkça sigara içmeyen babanın gözlerinden öfkeler saçılıyordu, ben ne
yapacağımı bilemedim. Neyse zor bela indik, koşa koşa pasaport kontrolüne
gittik, işlemlerimizi hallettik, artık bundan sonrası kolaydı, Amerika’daydık.
3,5 saat yolculuğumuz kalmıştı. Bu neydi ki? Aksilikler bitmeyecekti, aktarma
uçağın kapı numarası değişti, ona yetişmeye çalıştık, sonra uçağa binildikten
sonra uçak 1 saat rötar yaptı, daha ne olabilir derken Naz ateşlendi.
Sıkıntıdan herhalde diyordum, sürekli tuvalete götürüp yıkadım, soydum. Artık
tatil yerine gelmeden bütün hevesimiz kaçmıştı. Biran önce otele gidip
ayaklarımı uzatmak istiyordum. Hava alanından inince kiralık arabaların
shuttle’ları var, ona binerek araba kiralama alanına ulaştık. Arabayı alıp
otelin yolunu tuttuk. Hepimiz perişan haldeydik, hemen valizden Naz’ın ateş
düşürücülerini çıkararak içirdik. Umarım geçerdi, ya da ne yapacaktık???
10 Şubat 2014 Pazartesi
20 Ocak 2014 Pazartesi
Sinema Keyfi – Karlar Ülkesi

Sonunda Naz’ın sinema salonunda 3
boyutlu film korkusunu da yenmiş olduk. Pazar günü Karlar Ülkesi’ne gitmek için
salonlara baktık, hepsi 3 boyutluydu. Çok gitmek istediği için biletleri aldık.
Ama girerken bayağı tedirgindi, korkarsam gözlükleri çıkarırım diye söylendi.
Fragmanlarda Rio’nun müziği
başladığında öyle bir heyecanlandı ki Rio diye bir bağırdı, bütün salon filmi
öğrendi. Naz’ın favori filmidir:Rio. Kaç kere seyretti, ayrıca beraber
seyrettik bilmiyorum. Bu arada Nisan ayında 2.si geliyormuş. Şimdiden gitmeyi
dört gözle bekliyor.
Neyse Karlar Ülkesi filmini o
kadar çok sevdi ki bu korkuyu da atlatmış oldu. Tam Naz’lık filmdi. 2 kardeş
prensesin hikayesi: Elsa’nın her şeyi buz yapma gücü var bir de iyi kapli küçük
kardeşi Anna.
Film bitti, bizimki çok güzeldi
değil mi diyip durdu. Ben hangisi olsam Anna mı, Elsa mı diye düşündü.
Bende kaç kere bilet alıp da
çıkmak zorunda kaldığımız filmleri düşündükçe ohh bundan sonra 3 boyutluya da
gidebileceğiz diye rahatladım.
28 Ekim 2013 Pazartesi
Bir hafta sonu – Amasra Gezisi
Naz doğmadan gittiğimiz yerlere
gitmeye başladık. Bu da gösteriyor ki artık kendi hayatımıza döndük. Bazıları
vardır, çocuk onların hayatında bir şey değiştirmez ama bazıları vardır (biz bu
kategorideyiz) çocuk ile birlikte hayatları tamamen değişir. Bu zamana kadar
biz de hep Naz nasıl mutlu olur diye oralara gidiyorduk, o yüzdendir ki
Amasra’ya gitmeyi hiç düşünmemiştik. Ama her bahar aklımıza gelip balık ve
salata yemeye gitsek mi diye düşünmeden edememiştik. Kısmet bu hafta
sonunaymış. Ablam, kardeşim ve biz tam 3 aile gitmeye karar verdik. Aslında çok
yakın bir yer değil, arabayla 3,5 saat mesafede. Booking.com dan otel
rezervasyonumuzu yaptırdık. Puanlara bakıp en yüksek olanlardan Seymen oteli
seçtik. Cumartesi öğlen varır varmaz soluğu Canlı Balık’ta aldık. Balıklar ve
salata çok güzeldi, şansımızdan açık havada deniz kenarında yemek yenecek kadar
da hava güzeldi.
Maaile birlikteyiz..
Kızımın kardeşi: Duru
Karnımızı doyurduktan sonra zaten
küçük olan Amasra da yürüyüşe çıktık. Tüm Amasrayı gezmeyi bitirdik. En son 8
yıl öncesinde geldiğimizde bu kadar restoran, otel yoktu. Daha kalabalıklaşmış.
Akşam yemeğimizde Çeşmi Cihan da
yiyelim dedik. Önceden Çeşmi Cihan’ı daha çok beğenirdim ama şimdi servis
kötüydü, istediğiniz bir şeyi getirmeleri için 2-3 kez garsona hatırlatmanız
gerekiyordu. Hepimiz 1 gün içinde yeterince balık ve salata yedik.
Otelimiz temiz, sıcak, diğer
oteller gibi küçük bir oteldi. Sabah kahvaltısıda beklediğimizden çok iyiydi.
Tekne ile gezinti için teknenin dolması beklendiğinden ve ne kadar saat sonra
olacağı belli olmadığından binemedik. Ankara’ya dönüşte farklı yoldan dönelim
diyerek Safranbolu’ya uğrayalım dedik. Amasra-Safranbolu arasındaki yola hayran
kaldık. Naz bile ormanın renk cümbüşü içinden geçerken çok heyecanlandı.
Safranbolu’da tarihi çarşıda
gezdik, ufak tefek şeyler aldık. Ünlü yemeğinin Kuyu Kebabı olduğunu öğrendik.
Yine tavsiye üzerine Çevrikköprü-3 restaurantta kuyu kebapı aldık. Hepimiz o
akşam rahatsızlandık. Et çok kötüydü, kokulu, sert, ağzına bıraktığı tat çok
kötüydü. Tatlı tabağında yanında bişey getirmeden eti servis ediyorlar.Üstelik
kebabın 1 kişilik fiyatı 25 tl’ydi.
Hafta sonunda Ankara’dan uzak
deniz ve orman havası solumak bize iyi geldi. Her ne kadar Naz, denizi görüp ne
zaman gireceğim diye sorup dursa da bizim için bir değişiklik oldu.
22 Ekim 2013 Salı
Göbek bağımız Hollywood’da!
Her ailede çocuk doğunca göbek
bağını bir yere gömme durumu vardır. Adettendir çünkü. Genellikle Odtü ve
Boğaziçi gibi üniversiteler seçilir. Bende Naz doğduğundan beri ne yapsam diyip
duruyordum. Atacak bir yer bulamadım, 6 yıldır bekliyordu. İş yerinde sohbet
ederken Aysun; “Ben Naz’ın göbek bağını Hollywood’a götüreyim” dedi. (Aysun’un
Naz ile ilgili çok büyük hayalleri var. Geleceğin Beren Saat’i olarak
düşünüyor. Aman baleyi bırakmasın, aman piyanoya tekrar başlasın, ileride çok
başarılı olacak diye sürekli beni iteklemeye çalışıyor. Tahminimce bu
menejerlik olayına Naz 4 yaşından itibaren başladı!) Bende tamam dedim. Ve
görev tamamlandı. Hayali bile güzel. Teşekkürler Aysun…
İş yerinde sohbet ederken şunu da
fark ettim ki insanlar göbek bağlarının nerede olduğunu büyüyünce bilmiyorlar.
Bende tarihe bir not olarak
ekliyorum: “Kızım senin göbek bağın Hollywood’da”.
17 Eylül 2013 Salı
Artık 2.sınıf olduk.
Tatil bitti, okul başladı. Naz,
son 3 gün artık geriye saymaya başlamıştı. Şimdi çok elim yorulacak, beni kim
alacak, 2.okula mı gideceğim, tatil bitmeseydi diye serzenişler yapıyordu.
Bizde biran önce başlasın da her şeyi düzene oturtalım istiyorduk, çünkü baba
ile benim izinlerimiz sonuna kadar tükendi. Okuldan ne zaman dönecek, nasıl
olacak sorularını biran önce cevaplamak ve kafaca rahatlamak istiyordum.
Bu hafta sonumuzda tamamen okul
hazırlıklarıyla geçti. Bu defter, kitap kaplama olayı da tam bir kabusmuş.
Babamızın saatlerini aldı (Meğer bununda kolayı varmış, kırtasiye tarzı
yerlerde kaplanacak defter-kitapları götürüyormuşsunuz, kaplıyorlarmış, bunu
geç öğrendiğime çok üzüldüm, artık hizmette hiç sınır kalmamış gerçekten).
Neyse uzun bir eğitim yılına yine
başladık. İlk günün sonunda gülen gözleriyle her şeyin çok iyi gittiğini
öğrenince bizde rahatladık. Umarım her gün böyle gözlerin gülmeye devam eder
kızım.
Bu yılı sağlıklı, huzurlu, mutlu
ve umarım daha az ödevli olacak şekilde geçiririz...
10 Eylül 2013 Salı
Eylül Kaçamağı – Voyage Torba
Bu sene Temmuz’da yaptığımız
tatilde hastalıktan kafamızı kaldıramayıp hiç bir şey anlamayınca tekrar tatile
gitmenin çok iyi olacağını düşündük. Voyage Torba’ya 2014 yazında gitmeyi
düşünürken Ets nin son dakika fırsatlarında görünce neden olmasın diyerek uçak
ve otel rezervasyonlarımızı yaptırarak 5 günlük tatil ayarladık. Bu fırsatlardan
alınan oda, blokajı tesise ait odaydı (yani otel hangi standart odayı verirse).
Otele gelince çocuğumuz olduğu için standart odanın küçük olabileceğini ve aile
odası vereceklerini bildirdiler. Aile odasında bir çocuk odası (2 adet tek
kişilik yatak), 1 yatak odası, antre,
banyo ve balkondan oluşmakta. Ama öyle çok büyük değil, küçük küçük odalar. Voyage
Torbada otel odası ya da ana bina odası gibi bir şey yok. Bodrum evleri gibi
beyaz 2 katlı evlerden oluşan tatil köyü.
Otel küçük, içindeki her yere
ulaşımı çok kolaydı. Girince bileklik takılıyor (Voyage Belek’te yoktu). Kaldığınız
oda tipine göre renkleri var, standart oda sarı renk, havuz tarafı mavi, deluxe
beyaz bileklik. Bunların mantığı neydi hala anlamış değilim??? (Acaba bilekliğe
göre mi hizmet sunuyorlardı anlamadım)
Deniz tertemizdi, şezlongların
deniz ile mesafesi o kadar kısaydı ki bu bizim için çok daha kolay oldu. Kumla
oynarken denizden su alıp getirmesi, biz yatarken denizde oyun oynaması
mümkündü.
Ana restauranttaki yemekleri ve
servisi çok beğenmedik. Garsonlar daha çok yabancıların hizmetindeydi. Çocuk
için ana restaurantta yiyebileceği çorba ve yemek mutlaka vardı. Naz genellikle
çok yemek yemediği için hep bize sıkıntı olurdu ama burada keyifle yedi.
Öğlenleri sahildeki snack
restaurantın çok daha iyi olduğunu söyleyebilirim.
Akşamlarıda Voyage Belek’te
alacartlar çok iyi olunca da burada da bunu tercih ettik. Rezervasyon yaptırmak
tam bir kabustu. Saat 10.00 da başlayan rezervasyonda saat 10:10 da hiçbir yer
bulamıyorsunuz. Bizim ısrarlı bir şekilde burada yemek isteme talebimizden dolayı Müşteri İlişkileri bölümü bu konuda yardımcı
oldu. Buradaki alacartların kesinlikle manzarası çok iyiydi. Çoğu denize sıfır,
yada deniz manzaralı… (gördüğüm kadarıyla Meksika rest. hariç.)
Ama lezzetine gelince
Belek’tekilerin çok daha profesyonelce ve lezzetli olduğunu söyleyebilirim. Özellikle
burada Meksika rest. çok kötüydü.
Balık resturantı gittiklerimiz
içinde en iyisiydi. Mekan çok güzeldi, balıklar çok lezzetliydi.(Dil ve lagos
balıkları çok iyiydi) Burada garipsediğim tek şey salatanın olmamasıydı.
Hayatımda ilk defa balık ile salata yemedim.
Mini club için ayrı ve büyük bir
yer yapılmış. Mini club’ın ayrı havuzlu kaydırakı vardı. Ama Naz kreş tarzı
yerlerden o kadar çok sıkıldı ki biz burayı hiç kullanmadık.
Öğleden sonra uğrak yerimizde
tabiî ki pastaneydi. Güzel manzara eşliğinde Naz’ımın favorisi olan ıslak kek
ve mozaik pasta yemesi en keyifli anlarımızdı.
Aquapark ve onun karşı tarafında
bulunan havuzda şezlong sıkıntısı vardı. Erkenden yer kapmak söz konusuydu.
Tam olarak periyodunu bilmesemde
(2 günde 1 veya hergün) saat 22:30 da konserler vardı. Hem de bayağı ünlü
sanatçılar geliyordu (Mesela Deniz Seki, İskender Paydaş, Erdal Çelik vb.
gibi). Maalesef Naz bu saatlere dayanamadığı için hiç katılamadık. Bu tarz yerler
için daha bizim 3-4 senemiz daha varmış gibi göründü.
Deluxe odaların kendi oda
önlerinde havuzu olduğundan, balkonlarında güneşlenme imkanı olmasından ve
alacart rest. kısmında rezervasyon problemi olmadığından bir daha gidecek
olursam kesinlikle burayı tercih ederdim.
Velhasıl Bodrum’a aile olarak
daha önce hiç gitmemiştik. Dolayısıyla merak içindeydik. Farklı bir havası,
manzarası, denizi ile biz çok beğendik. Bizden önemlisi Naz çok beğendi. Bodrum
çok güzelmiş değil mi, ismine benzemiyor gerçi ama ben çok beğendim dedi.
25 Ağustos 2013 Pazar
Bir Cumartesi- Eskişehir gezisi
Üniversiteden arkadaşım, aynı
yurttan oda arkadaşım, sonra ev arkadaşım, biricik can dostumdur Bengü. Çok sık
görüşemesekte konuşamasakta hep kalbimde farklı yere sahiptir canım
arkadaşım..En son Naz 2,5 yaşındayken gelmişti Ankara’ya kızlarıyla, Naz’ımın
zor olduğu dönemlerdi (malum terrible two dedikleri olay), çok bişey
anlamamıştım. Kendi geldi, Doğa’yla geldi İpek’le geldi, hiçbir zaman da
karşılık beklemedi. Ben ise Eskişehir’e 18 yıl önce gitmiştim.
Bengü'lerin evi
Dile kolay tam 18 yıl olmuş (Ne
kadar çok yaşlanmışım inanamıyorum).
O yüzdendir ki ne zamandır gitmek
istiyordum ama bir türlü yapamadım. Nihayet bu Cumartesi babamızın şehir
dışında olmasını fırsat bilerek atladık kızımla hızlı trene, gittik
Eskişehir’e.
Hızlı trene ilk binişimiz olduğu
için stres olmuştum, acaba koltuğun tersine oturur muyum, oturursam ben
mahvolurum diye içim içimi yemişti (Bilet satarken koltuk seçemiyormuşuz,
rastgele veriliyormuş). Neyseki giderken de gelirken de doğru yönde geldik.
Tren yolculuğu bize çok rahat, konforlu geldi, hızı hiç hissetmedik. O kadar
sevdik ki bundan sonra da sürekli gideriz diye düşündüm.
Canım arkadaşım bizi gardan
kızları İpek ve Doğa’ya birlikte karşıladı. Balmumu müzesinden bizimkiler çok
bişey anlamazlar diyerek ilk başta Sazova Parkına gittik. Çok büyüktü, adım
başı fotoları çekilen gelinler vardı. Park çok güzeldi.
Sonra eve gidip (benim kızım
evlerine gitme konusunda çok ısrarcı olunca) Naz ile İpek oyun oynadılar, bizde
iki eski arkadaş hangi konuyu birkaç saate yetiştireceğiz telaşıyla konuştuk
durduk.
Tren saatinden önce çıkarak
Doktorlar caddesinde ve Porsuk çayında yürüyüş yaptık. Doktorlar caddesi bana
İstanbul İstiklal caddesini andırdı. Ayrıca bir sonraki gelişimizde de mutlaka
gondola binmeyi düşünüyoruz.
İlk başta ben gitmeyeceğim, hiç
tanımıyorum onları diyen benim Naz’ım dönüşte neden gidiyoruz, 1 gün daha
kalalım demeye başlamıştı. Bengü’m ise ne planlarım vardı, size her yeri
gezdirecektim diye hayıflandı durdu. Neyse biz babamızı da alıp onu da hızlı
trene bindirip gezdirmeyi düşünüyoruz.
Çok güzel bir Cumartesi günüydü,
en yakın zamanda tekrarlamak ümidiyle…
13 Ağustos 2013 Salı
Sinema Keyfi
Naz epeydir sinemaya gitmeye
korkuyordu (5 boyutlu film tecrübemiz korkunç olunca!!) Çok kez sinema kapısına
kadar girip film başlamadan çıkmak zorunda kalıyorduk. Hatta bir keresinde baba
ile kızımıza animasyon filmi için bende kendim için film bileti almıştım. Tam
mısırımı almış tam bir keyif içindeyken film daha başlamadan telefonum çalıp
Naz’ın korktuğunu ve beni istediğini öğrendim, son sinema keyfimde böylece
noktalanmış olmuştu. Hal böyle olunca uzun bir süre gidemedik. Malum Ankara’da
sıcak yaz günlerinde yapacak çok fazla şey bulamayınca tekrar sinemayı
deneyelim dedik. Geçen hafta “Sevimli Canavarlar Üniversitesi” ne gidelim ama 3
boyutlusundan yine korkabilir normal olana gidelim ve deneyelim dedik, neyseki
filmi seyredebildik. Ama film, Naz’ı çok cezbetmedi, seyretti ama beğenmedi; ana
karakterde bir kız figürü olmaması en büyük etkendi bence; en azından sinema
korkumuzu yenmesi açısından bizim için önemliydi. Geçen Perşembe günüde “Şirinler
2” ye gittik. Tabi yine 3 boyutlusuna değil. “Ben Şirineyim anne, sen
hangisisin?” diyip durdu. Filmi çok beğendi. Gittikten sonraki her gün boyunca
yine gidelim diyip durdu. Bi de gittiğimiz her yerde Şirinler 2 aksesuarları,
oyuncakları satılınca unutması mümkün olmuyor. Görünüşe göre okullar açılasıya
kadar bizi sinemalarda sürükleyecek.12 Ağustos 2013 Pazartesi
Çocukla yemek yenebilecek mekan (Timboo cafe)
İşyerinden bir arkadaşım Timboo’dan
o kadar çok bahsetmişti ki o yüzden bu hafta yemek yemek için Kentpark’taki
Timboo’ya gittik. Oturur oturmaz çocuklar için dvd film menüsü getirdiler,
çocuğunuz istediği filmi seçiyor, küçük dvd cihazında kulaklığı takıp
seyretmeye koyuluyor, böylece bizde uzun uzun ve rahatça yemek yiyebildik.
Yemekler kesinlikle hem lezzetli hemde oldukça doyurucu. Ben Aysun’un
bahsettiği Ottoman Steak yedim. Gerçekten çok lezzetliydi. Bir zamanlar benim
evde yaptığım Çökertme kebabına benzettim.Tek farkı ben yoğurdu sarımsaklı
yapıyordum. Naz’a mini burgerlardan aldık. O da güzelce yedi. Babamız da tavuk
burger aldı. Çok büyük ve doyurucuydu. Ayrıca meyve sularınında hangisini
deneyeceğini şaşırıyorsunuz. Hepsi birbirinden güzel. Fiyatlarına gelince mini
tims çocuk menüsü 12,5 tl, ottoman steak 21 tl, tavuk burger yanlış hatırlamıyorsam 16,5 tl, meyve suları 8,5 tl. idi.
Biz Timboo dan çok memnun
ayrıldık, keşke daha önce keşfetseymişiz.
16 Temmuz 2013 Salı
Tatil sona erdi
Tatil sona erdi ve evimize
döndük, nerde olursanız olun sonunda kendi evinizde duyduğunuz huzur ve
mutluluk da hiçbir yerde yok. Neyse bu seneki tatilim hiç hoş geçmedi. Hastalıklarla
doluydu. Gerçi Allah daha beterlerini vermesin inşallah. Yaptığımız tatilden
hiçbirşey anlamadan geri döndük. İlk gün
öğlen gibi geldiğimiz otelde akşam Naz kulağım ağrıyor demeye başladı. Neyseki
bütün şurupları yanımda taşımayı alışkınlık eden ben hemen ağrı kesici şurup
verip sabah olmasını bekledik. Ertesi sabah gittiğimiz hastanede dış kulap
iltihabı olduğunu öğrendik. Havuza ve denize girmemesi gerekiyor dediler, 1
haftalık tatile geldik ve ilk günümüz diyince kafasını sokmamaya çalışın diye
uyardılar. Babamız hastalık konusunda oldukça hassas!! olmasından dolayı surat
beş karış ortalıkta dolaşıp geri dönelim evimize, böyle olmayacak diyip durdu
zaten sürekli Naz’a müdahele eder durumdaydı. Yazık kuzum nasıl oynayacağını
bilemedi. Aman çocuklardan su sıçrayacak, aman oturma suya, aman, aman diyerek
geçti. Neyse günü böyle bitirip akşam yemeği yiyeceğimiz sırada ben yemek
yemeyeceğim dişim sallanıyor dedi. Daha önce hiç dişimiz daha çıkmamıştı.
Bununda tatile dek gelmesi de diğer bir süprizdi. Diğer sürpriz de 2. dişinin
de tatilin 2.yarısında çıkmasıydı. Acıya çok duyarlı Naz başladı ağlamaya,
zorla ikna ederek ne durumda olduğunu görmek için ellemeyi başardım. Baktım diş
çıktı çıkacak ama bu arada Naz ne yemek yiyecek, ne ağlamayı bitirecek, Pazar
akşamı dişçi nerden bulunacak diye en iyisinin benim çıkarmam olduğunu
düşünerek odaya götürdük. İlk başta dişine tekrar değmek için ikna etmeye
çalıştım. Ama kabul etmesi mümkün değil ve bu süreç sürekli uzuyor. Babası tuttu
ve bende ağzını zorla açarak çıkardım dişini. İlk deneyimim olmasına rağmen
korkmadan başardım. İlk 5 dakika Naz odayı yıktı, nasıl ağlama, nasıl bağırma,
acıdığından değilde sinirinden. Çünkü 10 dakika sonra tekrar yemeğe gitmişti.
Neyse dişini keseye koyduk, diş perisi sabaha acaba bana hangi hediyeyi
bırakacak diye meraklanmaya başladı. Bizde diş perisi olarak oteldeki marketten
istediği oyuncaklara baktık. Ama fiyatları görünce (mesela 59 liralık bebek 200
lira gibi) oradan alınamayacağı anlaşıldı. Babamız akşamın 22’sinden sonra
Belek’e oyuncak bakmaya gitti. Neyse buldu geldi. Bizimki sabah hediyeyi
görünce epey sevindi. Hatta siz gördünüz mü diş perisi diye de sordu.
Artık
3.günde bir sorun istemiyorum diye içimden geçirirken Naz ın kulak ağrısı
geçmeyince otelin doktoruna gittik. Dış kulak iltihabının iyileştiği ama orta
kulak iltihabı olduğunu ve antibiyotik başlamamız gerektiğini söyledi. Yine biz
sürekli kontrol ederek suya girmeye azda olsa devam etti. 4. gün ise annemin
kalp krizi geçirdiği yoğun bakımda olduğu haberini alınca tatilimizde
noktalanmış oldu. Neyse Allaha şükürler olsun ki şu anda kızımda annemde iyi.
Voyage Belek’e gelince otel her
yere kolaylıkla ulaşabileceğiniz bir yer. İlk defa Türklerin bu kadar çok
gördüğüm bir oteldi. Yemekler çok lezzetli, her çeşit var. Alacarte
restoranlarının çok başarılı olduğunu duymuştum. Kebabistan 10 numara bir yer.
Ara sıcaklar yemekler o kadar güzeldi ki, sonunda çatlayacaktık nerdeyse.
Kesinlikle Voyage e gidince gidilmesi gerekir diye düşünüyorum.
Meksika restoranın da da fajita
sı oldukça lezzetliydi. Buraya da gidilmeli.
İtalya restoranı için rezervasyon
için biraz geç saate kaldığımız için yer kalmamıştı (Rezervasyonlar gün içinde
odadan 9-12 saatleri arasında yapılabiliniyor)
Kebabistan da köy kalvaltısı
veriyorlar burası da rezervasyonlu. Açık büfeden tek tek seçmek yerine her şeyi
masaya getirip servis ediyorlar.
Lunapark küçük çocuklar için
oldukça uygun, 10 lu yaş ve üstü pek zevk almazlar gibi geldi. Mini club Güral
Premier Tekirova da çok başarılıydı. Burada çok katılmadık, Naz istemedi, zaten
çok vaktimizde olmadı.
Havuz çok büyüktü. En sevdiğim
kısım ise çocuk havuzu ile büyük havuz arasında bilek hizasında su ile
güneşlenme havuz kısmının olmasıydı. Bence çok güzel düşünülmüş.
Aquapark a çok rağbet yoktu.
Büyükler için yanlış hatırlamıyorsam 3 normak kaydırak 2 tane de adrenal
seviyesini yükselten kaydırak vardı (birisi yılan dı ki bu çok beterdi, ben
binmedim ama diğerine bindiğimde benim bağırtılarımı tüm otel duyup aşağıdan herkes
beni seyrediyordu. İndiğimde elim ayağım titriyordu, babamız yılan a da bindi,
onun daha iyi!!! olduğunu söyledi.)
Yemek ve havuzda hizmet konusunda
hiçbir sıkıntıyla karşılaşmadık. Sahilde kapalı buzdolapları koyup kutu cola,
fanta, ice tea, suları istediğiniz gibi alıp içebiliyordunuz.
Öğleden sonra yapılan köfte ekmek
oldukça başarılıydı. Bide gözlemecideki kıymalı gözleme de çok iyiydi.
Benim gibi tatlı sevmeyen bir
insanın her gün uğradığı pastaneyi es geçmemek gerekir. Her gün taze kek (ev
yapımı), pasta vb. hepsi çok lezzetliydi.
Gelelim olumsuzluklara: 1. si;
Odalar lüks değil, eskiydi. Biz kara tarafı binasındaydık. Bu binanın girişi
gerçekten kötü ve havalandırması yetersizdi. Ayrıca tek asansör yetersiz
kalıyordu.
2. si: Deniz bulanıktı, genellikle
dalga olduğu için çamur gibi görünüyordu. Birde ilk girişte çakıllı kısmı
geçince kum oluyordu.
Bunun dışında her şey iyiydi.
Hatta erken ayrılmak zorunda kaldığımız için kalmadığımız gecelerin parasını
iade ettiler (Voyage otellerinde yapılabiliniyormuş, ets nin kendi oteli olduğu
için).
Keşke daha iyi şartlarda (hastalık
olmadan) tatil yapabilseydik. Neyse umarım sonraki yıllardaki tatillerimiz daha
iyi olur inşallah…
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

































