| YAZ OKULLARI | ADRES | DÖNEM ARALIĞI | FİYAT | SAAT | SERVİS | 1. DÖNEM | 2. DÖNEM | 3. DÖNEM | 4. DÖNEM | 5. DÖNEM | 6. DÖNEM |
| ARI | http://www.ariokullari.k12.tr/YazOkulu.aspx | 2 HAFTA | 830 TL | 08.30 - 17.00 | VAR | 16 Haz–27 Haz | 30 Haz–11 Tem | 14 Tem–25 Tem | 04 Ağu–15 Ağu | ||
| ANKARA ÜN.VAKFI | http://www.ankusporokullari.com/index.php/branslar/yaz-spor-okulu/ankara-6-9-yas-yaz-spor-okulu | 2 HAFTA | 650 TL | 09:00 - 17:30 | YOK | 16 Haz–27 Haz | 30 Haz–11 Tem | 14 Tem–25 Tem | 04 Ağu–15 Ağu | 18 Ağu–29 Ağu | 01 Eyl–12 Eyl |
| NESİBE AYDIN | http://www.nasa.gen.tr/web/index.php/haberler/195-2013-2014-egitim-oegretim-yili-yaz-okulu-programi | 3 HAFTA | 1.250 TL | 08.30-16.50 | VAR | 16 Haz-04 Tem | 07 Tem-25 Tem | 04 Ağu-22 Ağu | |||
| GAZİ ÜN.VAKFI | http://kolej.gazi.edu.tr/posts/view/title/6-15-yas-grubu-yaz-okulumuz-basliyor-100885 | 3 HAFTA | 700 TL | 08.30-16.30 | YOK | 16 Haz-04 Tem | 07 Tem-25 Tem | 28 Tem-15 Ağu | 18 Ağu-5 Eyl | ||
| MÜJDAT GEZEN | http://www.ankaramsm.com/yazokulu.html | 3 HAFTA | 950 TL | 09:00 - 17.00 | VAR | 23 Haz–11 Tem | 14 Tem-01 Ağu | 04 Ağu-22 Ağu | |||
| BÜYÜK KOLEJ | http://www.buyukkolej.k12.tr/Kategori-1-Yaz-Spor-Okulu-72.aspx | 3 HAFTA | 820 TL | 09:00 - 17:00 | VAR | 16 Haz-04 Tem | 07 Tem-25 Tem | 04 Ağu-22 Ağu | |||
| YÜCE (ASM) | http://www.ankarasanatsporakademisi.com/kayit.html | 3 HAFTA | 1.100 TL | 09:20 - 17:00 | +200 | 16 Haz-04 Tem | 07 Tem-25 Tem | 04 Ağu-22 Ağu |
22 Mayıs 2014 Perşembe
Yaz Okulu 2014 Ankara-Çankaya
Okullar yakında kapanacak. Bizde de yaz okulu araştırması başladı. Çankaya bölgesinde edindiğim yaz okulları aşağıdadır.
12 Mayıs 2014 Pazartesi
Anneler Günümüz
Anne olmak gerçekten bambaşka
bişey. Naz’ım anneler günü sabahına yanağıma öpücük kondurarak uyandırdı beni.
Benim için şiir yazmış, okuyup durduk defalarca. Babasının kulağına
fısıldayarak beni mutlu etmeleri gerektiğini söyleyip durdu. O güne dair özlü
sözleri: “Anneciğim zaten güzelsin ama bugün bambaşka bir güzelsin” ; “Bugün
annemin günü baba, oflamıyoruz ve annemi mutlu ediyoruz” .
Geçen sene iş yerindeki
arkadaşlarla anneler gününde Mado Çukurambar’daydık. O gün brunch’ı çok
beğendiğimiz için, Ankara’da hava yağmurlu gösterdiği için bu senede minik
ailemizle yine ordaydık. Çatlayasıya kadar yedik ve gerçekten kahvaltısı çok
çok güzeldi.
Çok güzel bir anneler günü
geçirdim. Sizi çok çok seviyorum…
5 Mayıs 2014 Pazartesi
Mayıs Tatilimiz
1 Mayıs’ta 4 günlük tatili en iyi
geçirebileceğimiz yer tabiî ki annem ile babamın yanıydı. Temiz hava, yeşillik,
Naz’ımın dedesinin her türlü övgüye değer mangal sefaları ve benim bu hayatta
en çok dinlendiğim yer. Naz için bi sürü arkadaş var, oynayacak yer var, tabiî
ki benim payıma düşen de yemek ve dinlenmek.
Sinekten korkarız ama ineklerden
korkmayız ..)
Çok güzel bir tatil oldu hem
benim için hem de Naz’ım için. Burada yaşadığımız dört duvar arasındaki
yaşamdan kaçıp bahçe hayatı ile enerji dolduk, kızımın güneşten yanakları
kızardı ve çok güzel oldu.
22 Nisan 2014 Salı
Bir Pazar Günü – İncek Eğriçimen
Havaların ısınması bizim cebimiz
açısından pek iyi olmadı, zira 3 haftadır her Pazar İncek’e gitmeye başladık.
Bu Pazar ki durağımız internette çok methini duyduğumuz Eğriçimen’di. Bizde
gidelim görelim, bakalım nasılmış dedik. Ama kahvaltıya değil yemeğe gittik.(Pazar
sabahı bile olsa her zaman 6-30 gibi kalktığımızdan 10’a kadar beklemek bize
çok zor geliyor, evde kahvaltı yapıp herkesin daha kahvaltı yaptığı saatte de
yani 12-30 gibi yemeğe gidiyoruz) Mekanda çok fazla masa var ve masalar birbirine
oldukça yakın. Yeşillik içindeki masaya oturursanız çıkışa yakın olan parkı
göremezsiniz. Bizde parkın karşısındaki masaya oturduk ama yeşillik değil de
kaldırım manzaralıydı.
Çok kalabalık olduğu için park küçük kalıyordu. Naz için
oynanabilirdi ama 2,5 yaşındaki Duru’muz için tek başına oynaması zordu, parkın
küçük ve kalabalık olması, büyük çocukların çok olması küçük çocuklar için
tehlike oluşturuyordu.
Yemekler lezzetli ama pahalıydı. Biz geçen haftaki Çeşmi
İncek’i hem mekan, hem servis hem de kahvaltı açısından daha çok beğendik.
Buradan çıkınca durağımız
Alacaatlı yolu üzerinde olan piknik yerlerinden Ayvalı Bahçe’ydi. Herkes bizim
gibi kendini dışarıya atmış görünüyordu. Bizde bir gün içinde bolca D
vitaminimizi almış olduk.
18 Nisan 2014 Cuma
Çocukla gidilebilinecek açık hava kahvaltı mekan : Çeşmi İncek
Ankara’da havalar ısındı, bizde
Pazar günleri kendimizi dışarı atmaya başladık. Geçen hafta İncekte Nüve Park’a
gittik ama kahvaltı değil, yemekti. Mekan güzel, hayvanat bahçesi dedikleri ama
birkaç hayvanın bulunduğu yeri vardı. Naz en çok renkli papağana bir şeyler
verip onu beslemekten memnun kaldı. Çocuk oyun alanı güzeldi, temizlik ve yemek
konusunda ise pek memnun kalmadık, kahvaltısı nasıl bilmiyorum.

Bu haftada kahvaltı için Çeşmi
İncek’i seçtik. Yer çok güzel, düz ayak, çocukların koşturacağı yeşil alan var,
park alanı büyük ve masaların yanında, ikide bir ayağa kalkıp parka gitmeye
gerek yok, oturduğunuz yerden her şeye hakim oluyorsunuz. Naz çok eğlendi,
bizde çok rahat ettik. Kahvaltı açık büfe değildi. Serpme kahvaltıydı. Sürekli
masaya gelen sıcak ekmekten, patatesli gözlemesinden, kahvaltısından,
hizmetinden çok memnun kaldık. Temizlik de çok iyiydi.
Not:2014 yılında gidip memnun kalmıştım ama artık nasıldır bilmiyorum. Gidenlerden olumsuz dönüşler olunca yazma gereği duydum.
4 Mart 2014 Salı
Prensesim 7 yaşında
Bu yıl evde aile arasında doğum
günümüzü kutladık. Benim için daha yorucu ama sonuçta daha iyi oldu. Babamız
evin girişinden itibaren her yeri süsledi, bende ziyafet hazırladım. Son 1
aydır kızım, geri sayım gibi saydığı doğum günü nihayet gerçekleşti ve her şey çok güzel oldu.
1 yıl daha büyüdük, yıllar
çabucacık geçiyor, bir bakıyorsunuz kocaman bir kız olmuş, artık kucağa
alınamıyor, iyice öpemiyorsunuz, sevginizi nasıl göstereceğinizi
bilemiyorsunuz.
Naz’ım, prensesim, biricik aşkım
iyi ki doğmuşsun, iyi ki benimlesin, seni çok ama çok seviyorum. Hep benim biricik
prensesim olarak kalacaksın….
12 Şubat 2014 Çarşamba
Los Angeles Macerası
Amerika’ya gelmiştik ve hiç
alışveriş yapmamıştık, otomatikman her gün bir baskı yaratıyordu üstümüzde.
Dolayısıyla Los Angeles'ta ilk günümüzü alışverişe ayıralım dedik. Babamız yine önceden
planlama yapmıştı, gideceğimiz tüm yerlerin koordinat bilgisi mevcuttu.
İstikamet Citidal Outlet Center’dı. Sabah erkenden giderek kalabalıklaşmadan
alışveriş yapalım istedik. İlk uğradığımız yer Disney’in outlet mağazasıydı.
Açılışta hikaye ile açıp çocuklara kıyafet giydiriyorlardı. Tabi ki Naz Karlar
ülkesi prensesi Elsa’nın neyini bulduysa (kostümü, çantası, suluğu, pijaması,
tişörtü) aldı. O kadar keyiflendi ki anlatamam, biran önce otele gidip
kıyafetini giyip oyun oynamak istedi. Açık havada yer alan bu avm bayağı
büyüktü, her mağazaya girmek mümkün olamadı, zira hem ben hem Naz isyan ettik. Benim
gibi alışveriş manyağı birisinin kendisine hiçbişey almayacak kadar kötü
hissetmesi olur şey değildi gerçekten. Babanın durumu çok zordu. Resmen 2
çocukla uğraştı. Ne gezmek isteriz ne foto çektirmek isteriz, biran önce
bitirip gidelim modundaydık. Öğleden sonra ünlü Walk of Fame’e gittik. Ahım
şahım bir yer değil, foto çekiyorsunuz o kadar. Ortalıkta Los Angeles turu
yaptırmak isteyen bir sürü insan, ya da para karşılığı sizinle foto çektirecek
karakterler.
Yol boyunca yürüdük, Madam
Tussade, Çin tiyatrosunu gördük.
Olmazsa olmaz diyerek Hard Rock
Cafe’de baba illa yemek yememizi istedi. Güzel bir yemek yedik.
2. gün sabahına kızımın göbek
bağını kontrol etmek için Griffit Observatory’ye gittik. Resmen göbek bağı
çağırdı bizi. Önce göbek bağı gitti, arkasından hiç planda yokken biz gittik.
Buradan ünlü 3. caddeye ve Santa
Monica sahiline gidelim dedik. Arabayı burada günlük 10 dolara açık otoparka
bıraktık. Burasını da çok beğendiğim söylenemez. Neden bu kadar abartıldığını
anlamış değilim. 3. caddeden sahile giderken yürüdüğümüz parkta evsizler
kalıyordu ve etrafı tuvalet kokusu sarmıştı. Bu arada hava çok soğumuştu.
O gün kü son durağımız Beverly
Hills’di. Beverly Hills yazısının olduğu parkın oraya arabayı parkettik. Yolda
duran makineye saati yazıyorsunuz ve ona göre para veriyorsunuz, 2 saat için 2
dolardı.
Rodeo Drive’da yürüdük. Dünyanın
en pahalı mağazaları arasından geçtik. Buradaki evler, ağaçlar bile gerçekten
çok güzeldi.
3.gün Naz artık isyan etti, hep
size göre yerlere gidiyoruz, ben artık gitmek istemiyorum dedi. Bizde o gün
Disneyland’e gitmeye karar verdik. Paris’te gittiğimiz için gitmek istemiyorduk
ama Universal stüdyolarının gitmeden önce videolarını gösterip tepkisini
ölçmüş, ben çok korkarım diyince buraya gitmekten vazgeçmiştik. Disneyland’de
hafta içi olmasına rağmen oyunlarda çok sıra vardı. Sevdiklerimize ve Paris’te
olmayanları denemeye çalıştık. Sevdiğimiz birkaç oyun kapalıydı. Her yerde bir
karmaşalık sözkonusuydu. Parkın içinde yemek çeşidi sıkıntısı vardı ama parkın
çıkışında bayağı çok yer vardı. Saat 18:30’da geçit törenini seyrederek buradan
ayrıldık.
Los Angeles ile ilgili
izlenimlerim:
- Trafik kalabalık ama durması sözkonusu değil, bütün yollar çevre yola çıkıyor, her yere rahat gidiliyor.
- Biz Los Angeles yerine San Diego’dan daha çok hoşlandık. Belki de benim ve Naz’ın çok yorulması, yeterince gezememizden dolayı da böyle olabilir.
- Disneyland’in Paris’tekinin çok daha profesyonel ve daha güzel olduğunu düşündük.
- Otelimiz Holiday Inn Express Hollywood Walk of Fame’di. Otelin konumu ve odalar çok güzeldi. Kahvaltı zayıf olmasına rağmen vardı. Walk of Fame’e 5 dakikalık yürüyüş mesafesindeydi. Otopark’ın ücretli olduğunu biliyorduk, günlük 22 dolardı. Yine de Los Angeles için doğru ve güzel bir otel olduğunu düşünüyorum.
Etiketler:
beverly hills,
griffith,
santa monica,
walk of fame
11 Şubat 2014 Salı
San Diego Macerası
İlk gün tam bir felaketti. Naz’ın
ateşi düşmeyip boğazım acımaya başladı demesiyle yanımızda getirdiğimiz
antibiyotik’e başlamamız bir oldu. Naz ateşli ve hiçbir şey yemiyor. Ben hiç
uyumamışım ve bulantım çok ve hiçbir şey yiyemiyorum. O gün sadece yemeğe ve
markete gittik, tabii yiyemeyip döndük, benim koku hassasiyetimin Amerika’da
çıkacağı tuttu, kokuyu alır almaz başlıyordum çıkarmaya. Akşam babayı panik
almıştı, ikimizde hasta; birşey yapılamıyor, yenmiyor, böyle giderse hastanelik
oluruz diye gözlerindeki korkuyu gördüm. Ertesi günde böyle olursa geri dönmeye
karar vermiştik. 2. gün antibiyotik artık işe yaramış, Naz’ın ateşi düşmüş
kendine gelmişti. Ben ise Türkiye’den getirdiğimiz yiyecekler ve marketten
aldığımız meyve ile beslenmeye başladığımda daha iyiydim. Öğleye doğru otelden
dışarı çıkabildik. Babamız aslında gelmeden önce günlük planlama değil saatlik
olarak planlama yapmıştı, şimdiden planın çoğuna uyulamayacağı belli olmuştu. İlk
durağımız önceden biletlerimizi aldığımız “Sea World”dü.
Buraya çok büyük
beklentilerle mi gittik, beklediğimizi
bulamadık mı bilmiyorum ama bu kadar paraya değmeyeceğini düşündük. Girişten
haritayı ve gösteri saatlerini aldıktan sonra ilk gösterinin yunus gösterisi
olduğunu görüp ona katıldık. Şov güzeldi, tek esprisi yunuslara seyircilerin
nasıl ıslatılacağı öğretilmiş, çocuklarda büyük bir heyecanla ıslanmayı
bekliyorlardı. Bunun için yağmurluk tarzı kıyafet satılıyordu. 12 dolardı
fiyatı.
Bundan sonraki gösteri Shamu
gösterisiydi. Yunusların şovunun daha iyi olduğunu söyleyebilirim. Burada da
aynı ıslanma durumu sözkonusuydu. Naz’ın beklediği anlar hep buydu.
Piranhalar, kutup ayısı,
penguenler ve tünel akvaryum gezdiğimiz yerlerdi.
Hafta içi olmasından dolayı mı ya
da fiyatlarının yüksek olmasından mı bilmiyorum ama park genelde kalabalık
değildi.
3. gün sabah erken çıkıp “San
Diego Zoo” ya gittik. Hemen üstü açık otobüs turuna katılarak nerde ne var onu
öğrenmek istedik. Hayvanat bahçesi o kadar büyük ki yürüyerek bitirmek imkansız.
Otobüs ile gezerken gözüm korktu büyüklükten. Ama çok güzel yapılmış, her şey
düşünülmüş.
Zaten ben ve Naz çok çabuk
yorulduğumuz için çok büyük alanlara gitmeyi göze alamadık. Children’s zoo
kısmında oyun oynadı, gezdik ve Rio’nun 4 boyutlu gösterisine girdik. Filmin
başlaması ile ayaklarımıza kuş kanatları çarpıyormuş gibi ve rüzgarı hissedince
Naz kendini dışarıya attı. (Acaba yendiğimiz sinema korkusu tekrar başladı mı?)
Buradan akşam üstü çıkıp Coronada
adasına gittik. Naz’ın en eğlendiği yer kesinlikle burasıydı. Okyanus çok
soğuktu ama bizimki su ve kumla güzelce oynadı.
Ünlü Hotel Del Coronada’yı görüp
gezdik.
Bu adada bir İtalyan restaurantı bulduk. Her zamanki gibi ya pizza ya
da spagetti yedik. Akşamda Los Angeles’a doğru yola çıktık.
San Diego ile ilgili
izlenimlerim:
- Kesinlikle çok güzel bir şehir.
- San Diego’da araba kullanmak çok rahat, trafik sorun değil, sistemi çözmüşler.
- Otopark ücreti sadece Sea world ve Coronada adasında verdik. (Gerçi tek acemiliğimizde buydu. Coronada adasında sen git Hotel Del Coronada’nın parkına parket. Girdikten sonra fark ettik ki çok pahalıydı. 3 saate 36 dolar verdik) Diğer her yerde otoparklar ücretsizdi.(Marketler, mağazalar, alışveriş merkezi gibi)
- Parkların içinde 500 ml lik su 4 dolardı. Yemeklerde kişi başı 15-20 dolar arasıydı. Dışarıdan su getirmekte fayda vardı.
- Sea world ile Zoo arasında bir seçim yapılacak olursa kesinlikle zoo deriz. Diğerine gidilmese de olur.
- Iphone vari bişey alınacaksa California eyaletinde vergide ödüyorsunuz ve geri ödemesi yapılmıyor.
- Sigara içen biriyseniz yandınız. Hiç kimse içmiyor, parklarda da yasak.
- Biz oteli okyanus kıyısında bir yer ayarladık. Uyandığımda okyanusu göreyim diye. Otelimiz Best western Plus İsland Palms and Marina’ydı. Otopark hiç sorun değildi ve ücretsizdi. Açık havuz vardı ama girmek için yeterince iyi bir hava yoktu. Gece saatinde otele dönerken çok sis oluyordu. Klima ses çıkarıyordu ve odalar otel binası olmayıp ayrı ayrı ev şeklinde olduğundan biraz soğuktu. Daha iyi bir otelde kalınabilinir.
10 Şubat 2014 Pazartesi
Nerden çıktı bu Amerika ve kötü başlangıç!
Yaklaşık 1 senedir sömestr
tatilinde sıcak bir ülkeye gidebilmek için puan biriktiriyordum. Hedefim Yapı
Kredi’nin sömestr kampanyası ile kısa bir uçak yolculuğu ve sıcak bir ülkeydi.
Böyle olunca geriye pek seçenek kalmıyordu. Dubai veya fiyat uygun olursa Maldivler’i
düşünmüştüm. Tabii evdeki hesap çarşıya uymadı. Yapı kredi bu sene kampanyayı
çok kısıtlı tutarak kampanyalarda 4 soğuk Avrupa ülkesi ve birde Amerika’yı
yaptı.O kadar puan biriktirmiştim, şimdi ne olacaktı, babaya bile puanla
gidebilsin diye ayrı kk çıkartmıştım, güya her şeyi düşünmüştüm. Bu sene hiçbir
yere gidemiyoruz derken bir arkadaşım neden Amerika’ya gitmiyorsunuz, hem Naz
hem sizin için çok iyi olur diyerek kafama girdi. Öyle bir gaza gelmişim ki
kendimin ve Naz’ın uçak biletlerini alırken buldum kendimi. Baba da kendi
biletini alacaktı, ama o da ne? Babamız bileti alamıyor, limiti ayarlamak
lazımmış, ama didindik, uğraştık puan ile alamadık onun biletini, mecbur hiç
hesapta yokken para vererek almak zorunda kaldık. Ama çok stres yaşadık, hadi
bilet kalmazsa, alamazsa diye iyi streslendik. Diğer stresimde aktarma uçağını
kaçırırsak dönüş biletlerimizde yanıyordu, bazı geceler uyuyamadım, kaçırırsak
ne yaparız diye? Yani bu tatilin başlangıcı hep stres doluydu. Zamanımız az
kalmıştı ortada hiçbirşey yoktu, hemen vize işlerini hallettik. Ve sonra bomba
haber geldi. Şimdi ne yapacaktık? Son 1 haftaya kadar gidip gitmeyeceğimiz
belli değildi. Her an her şey olabilirdi, bu belirsizlik daha da kötüydü. Neyse
son haftaya kadar bekleyerek son 3 gün kala puanlarımızla otelleri de satın
aldık, ama hep bir aksilik oluyordu. Acaba gitmesek mi , bu bize bir işaret mi
diye çok düşündüm, ama sonra pişmanlık duyarız diye her şeyi göz ardı ettim.Bir
sonraki aksilik uçak biletlerimiz ayrı olduğu için baba ile bizim
koltuklarımızı ayrı check in yapıp farklı yer veriyordu, bizde THY arayarak
telefonla hallettik, yada hallettiğimizi sandık. Sömestr’inin başladığı gün
yani 25 Ocak Cumartesi günü Atatürk havalimanı tam bir faciaydı, o kadar
kalabılıktı ki, girişinden uçağın olduğu kapıya gidişimiz tam 3 saati buldu,
böyle tatillerin ilk günü çıkmamak lazımmış. Neyse havaalanında bagaj teslim
ederken check in işlemimizin yapılmadığını yer olmadığı için hepimize ayrı
yerden koltuk vermek durumunda olduklarını söylediler. 7 yaşın altında olan
çocuğum bile anne veya babasından ayrı bir yere tek başına oturacak, hem de 13
saat? Mümkün mü? Kapıda durumu iletmemizi bişey yapılamayacağını söylediler.
Naz görevlinin söyledikleriyle ben tek başıma gitmem diyerek ağlamaya başladı.
Ben zaten kendime hayrım yok, nasıl yola dayanacağım derken bi de bu çıkmıştı,
bende başladım ağlamaya, neyse uçağın kalkış saati geldi biz bekliyoruz,
bekledik bekledik en son biz bindik, aktarmadan gelen yolcuların yerini
değiştirerek yoğun ısrarımızla aynı yeri verdiler. Uçak yolculuğu boyunca
bulantım vardı, Naz son 3 saat kala midem bulanıyor diye ağlamaya başladı, o
ağladıkça sigara içmeyen babanın gözlerinden öfkeler saçılıyordu, ben ne
yapacağımı bilemedim. Neyse zor bela indik, koşa koşa pasaport kontrolüne
gittik, işlemlerimizi hallettik, artık bundan sonrası kolaydı, Amerika’daydık.
3,5 saat yolculuğumuz kalmıştı. Bu neydi ki? Aksilikler bitmeyecekti, aktarma
uçağın kapı numarası değişti, ona yetişmeye çalıştık, sonra uçağa binildikten
sonra uçak 1 saat rötar yaptı, daha ne olabilir derken Naz ateşlendi.
Sıkıntıdan herhalde diyordum, sürekli tuvalete götürüp yıkadım, soydum. Artık
tatil yerine gelmeden bütün hevesimiz kaçmıştı. Biran önce otele gidip
ayaklarımı uzatmak istiyordum. Hava alanından inince kiralık arabaların
shuttle’ları var, ona binerek araba kiralama alanına ulaştık. Arabayı alıp
otelin yolunu tuttuk. Hepimiz perişan haldeydik, hemen valizden Naz’ın ateş
düşürücülerini çıkararak içirdik. Umarım geçerdi, ya da ne yapacaktık???
20 Ocak 2014 Pazartesi
Sinema Keyfi – Karlar Ülkesi

Sonunda Naz’ın sinema salonunda 3
boyutlu film korkusunu da yenmiş olduk. Pazar günü Karlar Ülkesi’ne gitmek için
salonlara baktık, hepsi 3 boyutluydu. Çok gitmek istediği için biletleri aldık.
Ama girerken bayağı tedirgindi, korkarsam gözlükleri çıkarırım diye söylendi.
Fragmanlarda Rio’nun müziği
başladığında öyle bir heyecanlandı ki Rio diye bir bağırdı, bütün salon filmi
öğrendi. Naz’ın favori filmidir:Rio. Kaç kere seyretti, ayrıca beraber
seyrettik bilmiyorum. Bu arada Nisan ayında 2.si geliyormuş. Şimdiden gitmeyi
dört gözle bekliyor.
Neyse Karlar Ülkesi filmini o
kadar çok sevdi ki bu korkuyu da atlatmış oldu. Tam Naz’lık filmdi. 2 kardeş
prensesin hikayesi: Elsa’nın her şeyi buz yapma gücü var bir de iyi kapli küçük
kardeşi Anna.
Film bitti, bizimki çok güzeldi
değil mi diyip durdu. Ben hangisi olsam Anna mı, Elsa mı diye düşündü.
Bende kaç kere bilet alıp da
çıkmak zorunda kaldığımız filmleri düşündükçe ohh bundan sonra 3 boyutluya da
gidebileceğiz diye rahatladım.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






























